Basur ve Varis: Kabızlık Bir Neden Mi?

Basur ve Varis

Toplardamar hastalıkları içerisinde değerlendirilen basur, diğer adıyla hemoroid ve varis (varis nedir?) arasında bir bağlantı var mı? Basur yakınması olanlarda, varis neden daha sık gözlenir? Basur ve varisi birlikte değerlendirmek daha mı doğru?

Merhaba !!

Bugün, hasta muayenelerim sırasında hastalarımın bana sık olarak sordukları bir konu ile ilgili olarak sizi bilgilendireceğim.

Basur ve Varis: Aralarında Nasıl Bir Bağlantı Var?

Basur, diğer adıyla hemoroid, endüstriyel toplum olmamızdan bu yana giderek artan sıklıkla karşımıza çıkan bir durum.

Basur, hemen hemen tüm eski toplumlarda (Hind, Yunan, Mısır ve Yahudi) bahsedilmiş kökeni oldukça eskilere dayanan bir hastalık. Terim, ilk kez tıbbın atası sayılan Hipokrat tarafından kullanılmış olup, latince “toplardamar veya makattan akan kan” anlamına gelmektedir. Hastalığın ilk dönemlerinde hastalık ya kendi başına bırakılır veya din adamlarınca dua ve benzeri uygulamalarla tedavi edilmeye çalışılırdı.

Bugün benzer tedavi yöntemi olan enjeksiyon tedavisinin kökeni ise 1869 yılına dayanmaktadır. O dönemde, kendi haline veya din adamlarının duaları ile tedavi olamayan basur; demir sülfat enjeksiyonu ile tedavi edilmeye başlandı. Bu tedavi yöntemi sayesinde, büyük bir kesim oldukça rahatladı. Bu durum, 1935 yılında, basur’un ilk kez Fredrick Salmon tarafından bağlanması ile bir nevi çağ değiştirdi. Bu sayede, basur artık tedavi edilebilir bir hastalık olarak anılmaya başlandı.

Basur, yukarıda da biraz bahsettiğim gibi; makat (anüs) bölgesindeki toplardamarların genişlemesi ile karakterize bir hastalıktır. Genetik yatkınlık önemli bir neden olsa da, basur yakınması olan hastaların büyük çoğunluğu kabızlıktan ciddi şekilde de yakınmaktadır.

Basur ve Varis: Toplardamar İçerisindeki Kapakçıkların Yetersizliği ile Bağlantılı Bir Durum

Varis’te basur gibi bir toplardamar hastalığıdır. Her ikisinde ortak olan nokta; kapakçıkların yetersizliği durumudur. Evet, basur ve varis nedenleri aynı olan, ancak görülme yerleri farklı olan hastalıklardır. İşte bu nedenle, çoğu zaman ikisi beraber anılmaktadır.

Varis, bacak toplardamarları içerisinde yer alan kapakçıkların yetmezliği ile karşımıza çıkarken; basur ise makat yani anüs bölgesinde yine toplardamar içerisinde yer alan kapakçıkların yetmezliği ile seyreden bir hastalık olarak karşımıza çıkar.

Bu nedenle, varisi veya basuru olan hastaların muayenesinde mutlaka varis ve basur hastalığının ayrı ayrı sorgulamaları yapılmalıdır. Her ikisi de birbiri ile beraber gözlenen hastalıklardandır.

Peki, varis ile basur birbiri ile bu kadar sık gözlenen hastalıklar iken; kabızlığın bu durumlar ile bağlantısı nedir diye soracak olursanız, yanıtım şu olur; kabızlık her iki durumu da yani varis ve basur, daha da kötüleştiren (veya başlamalarına da neden olan) bir durumdur derim.

Kabızlık: Basur ve Varis Gelişimi İçin Risk Faktörüdür

Varis nedeniyle muayene ettiğim hastalarımın büyük çoğunluğu, basurunuz var mı şeklinde ki soruma, pek rahat yanıt veremezler. Bu soruyu, uygun bir şekilde, muayenenin hastanın size güvenmeye başlamasından sonra sormak oldukça uygun bir zamandır. İşte, bu soruyu sorduğum varis hastalarımın nerede ise %40 – 50 sin de basur karşıma çıkmaktadır. Basur, varis ile bu denli sık olarak gözlenmektedir.

Kabızlık, aslında pek önemsenmeyen kronik bir sorundur. Ancak, bu sorunun tedavi edilmesinde ki gecikme, basur kliniğinde daha ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Çoğu hastada, varis kliniğinin gelişimine aracılık eder.

Kabızlık Nedir? Kabız Kime Denir?

Kabızlık, herkes için farklı bir ifade biçimidir. Üç veya dört günde bir, barsak yumuşatıcısı ile tuvalete çıkma alışkanlığı olan birisi durumunun farkında olmadan kendi durumuna normal diyebilmektedir. Çünkü, bu kişi uzun zamandır bu şekilde tuvalete çıktığı için, bu durum onun normali haline gelmiştir.

Sağlıklı olduğu düşünen birisi için, iki günde bir tuvalete çıkmak normal olabilmektedir. Aynı şekilde, bir günde üç kere tuvalete çıkmak da normal olarak benimsenebilmektedir, birçok insan için. Benim pratiğimde, normal tuvalet alışkanlığını (bir başka deyişle, kabız olmamak) ağrısız ve sızısız, fazla ıkınmadan, orta yumuşaklıkta tuvalet yapabilme olarak tanımlarım. Bu tuvalet yapabilme durum veya durumları arasında, karın fazla şişmemeli ve hastayı rahatsız etmemelidir.

Kabızlık, gaita’nın sertleşmesi ve tuvalete çıkmak için ciddi bir güç sarf edilmesini gerektirir. Sertleşmiş gaita’nın makat bölgesinden çıkabilmesi için; ekstra güce gereksinim duyulur. Bu güç, ilk olarak karın kaslarının (abdominal) kasılması ile sağlanır. Yardımcı güç olarak, refleks şekilde, derin bir nefes alınarak tutulur, diafram kası aşağıya doğru itilir. Bu sayede, karın kaslarının kasılma güçlerine ek olarak diafram itici gücü eklenir. Karın içinde artan basınç sayesinde de barsak içeriği hareketlenir, makata doğru yol alır. Tuvaleti yapmamız sağlayan bu güç aslında istenmeyen bir durumdur.

Karın için basınç artışını sağlayan yan mekanizmalar toplardamar içerisindeki basıncın da normal seviyelerinin üzerine çıkmasına neden olur. Bu durumu, kabızlık nedeniyle zorlandığımızda ıkınırken yüzümüzde ortaya çıkan renk değişimi ile aslında fark ederiz. Ama, o anda bizim önceliğimiz, bir an önce rahatlamamız gereken yer, makat ve gaita yapmaktır.

İşte, az önce dediğim gibi bu değişikliklerin uzun süreli etkileri sonucunda toplardamarlar olumsuz şekilde etkilenir. Artmış karın içi basınca karşı toplardamarların ilk savunma bölgesi olan kasık bölgesinde bulunan kapakçıklar, deforme (yapısal bozulma) olmaya başlar. Bu deformasyon kabızlığın süresi, şiddeti ve hastanın vücut ağırlığı ile doğru orantılı şekilde bozulmaktadır. Kapakçıkların görevi, belli dönemlerde artan karın içi basınca karşı direnmek, uzun süre ayakta durduğumuzda veya uzandığımızda yer çekimi nedeni ile kanın ayak tabanına doğru göllenmesini engellemektir.

Bozulma sürecinin bir kez başlaması, genellikle, hastalığın hızlı bir şekilde ilerlemesi ile devam eder. Zaman içerisinde, artmış olan karın ici basınç; bacak toplardamarlarına doğru yansıtılır. Bu durum bu sırada, sadece bacakta olmamakta, benzer şekilde; makat bölgesi toplardamarlarında da değişiklikler çıkmaya başlamaktadır. Makat bölgesi ve bacakta yüzeysel toplardamarlarda basınç artışına bağlı olarak damarlar “solucan benzeri” görünüm alırlar. İşte bu duruma, makat bölgesinde basur, bacaklarda ise varis adını vermekteyiz. Varisin, erkeklerde yumurtalıklarda (testislerde) gözlenen formu olan varikosel ve varis ile ilgili yazıma buradan (varis ve varikosel) ulaşabilirsiniz.

Basur Tipleri: İç Basur Nedir? Dış Basur Nedir?

Makat bölgesinde yer alan toplardamarlar aslında barsak duvarında birisi içte – yukarıda, diğeri ise dışta – aşağıda yer alan kabaca iki halka oluştururlar. Basur, bu halkalarda bulunan toplardamarların genişlemesi durumudur. İşte, hangi toplardamar bölgesi genişlemişse basur onun adını almaktadır. Bu halkalar, barsak içeriğinin makat bölgesinden dışarı çıkmasını engelleyen mekanizmalardır.

Basur ve Varis

İç Basur (Hemoroid) ve Dış Basur (Hemoroid)

Basur ve Varis: Ortak Kadere Sahip İki Hastalık

Karın içi basınç artışının sürekli olduğu durumlarda bu güce karşı koyamayan makat bölgesindeki toplardamarlarda genişlemeler, bacakta varis nedeniyle olanlar gibidir. Zaman içerisinde, artmış olan basınç makat ve bacaklarda toplardamarları genişletir, belirgin hale getirir. Belirgin hale gelen makat toplardamarları, dışarı doğru sarkar, aralıklı olarak kanayabilir veya ağrı ve kaşıntıya neden olabilir.

Gebelikte Basur ve Varis Şikayetleri Artar Mı?

Varis ve varise bağlı olan yakınmalar, gebelik süreci içerisinde genellikle şiddetlenir. Bunun nedenleri arasında önemli bir yer tutan gebelik ürünü (rahim içindeki fetus) arkada omurganın üzerine boylu boyunca yerleşmiş olan ve Vena Kava Inferior adı verilen karın içi ve bacaklardan gelen kanı toplayıp kalbe getiren en büyük damara doğrudan bası yapar. Bu bası sonucunda, göbeğin hemen altından başlayarak; makat ve bacak toplardamarlarında basınç ciddi olarak yükselir. Bu duruma genellikle eşlik eden karbonhidrattan zengin beslenme şekline de bağlı olarak ortaya çıkan kabızlık hali mevcut durumu daha da kötüleştirmektedir.

Gebelikte varis ile ilgili yazım, eğer bu yazıyı okuyorsanız, tam size göre. Gebelikte varis, ile ilgili yazıma buradan (gebelikte varis) ulaşabilirsiniz.

Karın İçi Basınç Artışı, Sadece Basur ve Varise Neden Olmaz

Uzun süreli kabızlık sonucunda artmış karın içi basınç sonucunda sadece basur veya varis gözlenmez. Karın içi basıncın artışı sadece makat bölgesinde etkili olmayıp, benzer olarak göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran diafram adı verilen kasın her iki boşluğu ayırdığı ve yemek borusunun geçtiği bölgede de etkili olmaktadır. Bu bölgenin yapısal özelliğine bağlı olarak, artan karın içi basınç midenin bir kısmının karın içerisinden, yavaş bir şekilde göğüs boşluğuna doğru fıtıklaşmasına (herniye) neden olur. Bunun sonucunda, mide suyunun ağza gelmesi (reflü), öksürük, boğazda yanma veya kötü ağız kokusu gibi yakınmalar ortaya çıkar.

Kabızlık: Beslenme Tipi ile Yakın İlişkili

Lifli gıdalardan yoksun bir diyet (hayvansal ağırlıklı – proteinli) ile beslenen endüstriyel toplumun bireylerinde kabızlık giderek artan oranda gözlenmektedir. Bunun en büyük nedeni, lifsiz gıdalar, sindirim amacı ile barsak içerisinde, lifli gıdalara oranla daha uzun süre kalmaktadırlar. Buna bağlı olarak, barsak içeriğindeki su, zaman içerisinde daha fazla emilmekte ve sertleşmektedir.

Lifli gıdalar ile beslenenlerde ise durum tam tersine çalışır. Barsak içeriğindeki protein, vitamin, mineraller ince barsaklardan emildikten sonra, liften zengin içerik kalın barsağa doğru yol alır. Bu içeriğin en büyük özelliği, fazla miktarda suyu rahatlıkla tutabilmesidir. Bunun sonucunda, barsak içeriği hep yumuşak kalır, zaman içerisindeki sertleşme süreci olmaz veya çok yavaş gerçekleşir.

Basur ve Varis - Lifli Gıdalar ile Beslenme

Basur ve Varis: Lifli Gıdalar İle Beslenme ve Yeterli Sıvı Tüketimi Önemli

Basur ve Varis Gelişimini Sağlıklı Gıdalar ile Beslenerek Önlemek Elimizde

Liften zengin sebze – meyve ve bol su tüketimi sayesinde, kabız kalmak pek olası değildir. Bu nedenle, daha sağlıklı gıdalar ile beslenmek ve yeterli miktarda su tüketerek (3 – 3.5 litre/gün) kabız kalmadan bir yaşam sürmeye çalışmalıyız.

Eğer, sizin de, bu konuda veya sağlığınız ile ilgili sormak istedikleriniz varsa, bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, sorularınızı sormadan önce lütfen bu yazıyı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Doç. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Cevap Yaz