Derin Ven Trombozu Ne Demek?

Derin Ven Trombozu Ne Demek?

Bu sorunun, cevabını bu yazıda bulabilirsiniz. Sadece cevabını merak ettiğiniz değil, aklınıza şu an gelmeyen soruların yanıtları da bu yazıda. Başka bir deyişle, Derin Ven Trombozu ile ilgili herşey bu yazıda.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? DVT Nedir?

Derin ven trombozu, bir toplardamar hastalığıdır. Toplardamarlar; vücudumuzda dolaşım sistemi içerisinde atardamarlar gibi kanın dolaşımını sağlayan sistemdir. Atardamarları; organ, doku ve hücrelere kan aracılığıyla oksijen ve besleyici maddeleri getiren ana yollar olarak düşünebilirsiniz. Bu durumda toplardamarlar ise; organ, doku ve hücrelerden hücrelerin metabolizması sonucunda ortaya çıkan karbondioksit, zararlı madde ve toksinleri sağlıklı bir ortam yaratmak için uzaklaştıran ana yollardır. Toplardamarlar, kanın kalbe geri dönmesini sağlarlar.

Derin ven trombozu; toplardamar içerisinde kanın (normalde olmaması gereken) pıhtılaşması ile ortaya çıkan bir durumdur. Çoğu zaman, bacaklarda derin toplardamar içerisinde başlayan kan pıhtılaşması, göbek seviyesindeki ana toplardamara (Vena Kava İnferiyor) ulaşabilmektedir. Kanın, toplardamarı tıkama derecesine bağlı olarak farklı belirti ve bulgular ortaya çıkabilir. Genel bir kural olarak, tıkanmanın uzandığı uç nokta, kalbe ne kadar yakınsa, derin ven trombozunun şiddeti de o denli fazla olmaktadır. Vena Kava İnferiyor’da yerleşimli derin ven trombozu; sadece bacaklarda özellikle diz toplardamarlarında yerleşmiş olanlara göre çok daha şiddetli seyretmektedir. Kumadin ve Ağrı Kesiciler

Derin Ven Trombozu Neden Olur?

Derin ven trombozu; Virchow Triadı olarak adlandırılan 3 nedene bağlı olarak ortaya çıkar. 1821 ile 1902 yılları arasında yaşamış olan Alman tıp doktoru Rudolf Virchow 1856 yılında bu triad, diğer adıyla üçleme’yi tanımlamıştır.

Virchow Triadı‘nın içerisinde;

  1. Kanın pıhtılaşmaya eğiliminin artması (hiperkoagülabilite, kanın inceliğinin azalması),
  2. Kan akımında ortaya çıkan hemodinamik değişiklikler (staz – duraksama/yavaşlama, akım yapısının değişimi – türbülans değişiklikleri),
  3. Toplardamar iç duvarı (endotel) hasarının oluşması (toplardamar içinin zedelenmesi)

1- Kanın Pıhtılaşmaya Eğilimin Artması (Kanın Katılaşması) Kanın İnceliğinin Azalması (Hiperkoagülabilite) Nedir?

Kanın pıhtılaşmaya olan eğiliminin arttığı (başka bir deyişle; kanın inceliğinin azalması, kanın katılaşması) bu grup içerisinde farklı risk faktörleri bulunmaktadır. Bunlar arasında;

  1. Hiperviskozite (kanın daha katımsı hale gelmesi, kanın inceliğinin azalması, kanın katılaşması),
  2. Faktör V Leiden mutasyonu (bu konu ile ilgili olarak yazdığım bu yazıyı (derin ven trombozu ve faktör V leiden mutasyonu) mutlaka okuyun),
  3. Antitrombin eksikliği,
  4. Koagülasyon faktör II G2021A mutasyonu,
  5. Protein C veya S eksikliği,
  6. Nefrotik sendrom (bir tür böbrek ve diğer organları etkileyen durum),
  7. Travma veya yanık durumu,
  8. Kanser,
  9. Cerrahi müdahale,
  10. İleri yaş,
  11. Sigara içmek,
  12. Doğum kontrol hapları, hormon replasman tedavisi, hormonal değişim (ilginç bir yazı, eğer doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, lütfen bu yazıyı (derin ven trombozu ve varis) okuyunuz… 3-4 dakika)
  13. Obez kişiler (şişmanlık, obezite, kilolu olmak),
  14. İleri yaşta gebe kalmak ve doğurmak.

2- Kan Akımında Ortaya Çıkan Hemodinamik Değişiklikler (Kanın Yavaşlaması)

Bu grup, normal diğer bir deyişle fizyolojik kan akımında ortaya çıkan her türlü değişikliğin içerisinde olduğu gruptur. Bu değişimleri özetleyecek olursak;

  1. Toplardamar kan akımının yavaşlaması (venöz staz, toplardamar kanı birikmesi) kanın anormal hareketi,
  2. Uzun veya uzamış ameliyatlar, cerrahi müdahaleler,
  3. Uzun veya uzamış hareketsizlik hali/halleri (immobilite),
    1. Uzun uçak veya araç (araba, otobüs, tren) ile seyahatler (genellikle 4 saatten uzun süren),
    2. Uzun süre yatakta kalma hali/halleri (hastanede yatış, yatalak veya yatağa bağlı kalmayı gerektiren durumlar),
  4. Varis hastalığının bulunması.

3- Toplardamar İç Duvarı (Endotel) Hasarının Oluşması (Toplardamar Astarının Zedelenmesi)

Bu grup içerisinde; toplardamar iç duvarının (endotel, astar) hasarlanması bulunmaktadır. Bu durum; toplardamara yapılan girişimler (iğne ile kan alma veya verme) ile olabileceği gibi, toplardamar duvarının aniden gerilmesine de bağlı kopma veya kopmaya yakın olan durumlar nedeni ile de olabilmektedir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar bazı ayrıcalıklı durumların da astar zedelenmesine neden olduğunu ortaya koymuştur. Bunlar arasında;

  • bazı bakteriler,
  • keskin nesneler,
  • implant veya diğer biyolojik materyaller
  • tıbbi cihazlar ve parçaları bulunmaktadır. Bu nedenlerin hemen tamamının bağışıklık sistemini etkilemesine bağlı olarak kan pıhtısı oluşumunu tetiklediği düşünülmektedir.

Derin Ven Trombozu Nedenleri Nelerdir? Derin Ven Trombozu İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

Derin ven trombozu nedenleri nelerdir sorusunun yanıtını aslında, bir önceki paragrafta verdim. Derin ven trombozunu oluşturan 3 ana neden çevresinde bu nedenler oluşmuştur. Burada, derin ven trombozu için önemli olan risk faktörlerini maddeler halinde sıralamak istiyorum.

  1. Genetik (ailesel, kalıtsal, kalıtım) geçişli, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları: Bunlar, pıhtılaşmaya genetik yatkınlığın arttığı durumları (ki çoğu kanı kalınlaştıran trombofilik durumlardır) içeren bir dizi hastalıktır. Konu ile ilgili olarak, blog içerisinde farklı yazılarım mevcuttur. Bunların en başında yer alan Faktör V Leiden Mutasyonu ve derin ven trombozu başlıklı yazımı okumanızı öneririm. Diğer risk faktörleri arasında; antitrombin III eksikliği, protein C eksikliği, protein S eksikliği, G20210A eksikliği, antifosfolipid antikorları, yüksek pıhtılaşma faktör düzeyleri II, VIII, IX bulunmaktadır.
  2. Uzun süre ile yatağa bağlı kalmak veya bağımlı hale gelmek: Bu durum, bacak toplardamar kan akımının önemli bir parçası olan baldır – adele pompasının aktivitesinin bozulduğu veya engellendiği durumları içermektedir. Çünkü, baldır – kas adele pompası; dinlenme/uzanma veya hareketsiz kaldığımız durumlarda çalışmayan (aktif olmayan) bir sistemdir. Yürüme veya hareket ettiğimiz durumlarda kasların kasılmasına bağlı olarak baldır – kas pompası aktif hale gelir. Çevresini sarmış olduğu toplardamar veya damarlara da dıştan bası yaparak, içlerinde bulunan kanın, kalbe sağlıklı bir şekilde dönmesini sağlar. Aktif kan akımının olduğu bir durumda da kan pıhtı oluşma riski oldukça azalmıştır. Yoğun bakımda uzun süre yatan ve santral kateter (büyük toplardamar içerisine yerleşirilmiş plastik borucuk) yerleştirilmiş hastalarda DVT açısından yüksek riskli hasta grubunda yer almaktadır.
  3. Travma (kaza) veya ameliyat (cerrahi müdahale): Toplardamar veya damarları içerisine alan kaza veya ameliyatlar (cerrahi müdahale, cerrahi girişim); toplardamar iç duvar yapısını (iç astar) bozmaktadır. Bunun sonucunda da kan pıhtılaşmasına ortam hazırlanmaktadır. Pelvisi, batını ve bacakları ilgilendiren ameliyatlarda derin ven trombozu riski artmaktadır. Ortopedik ameliyatlar içerisinde bulunan, kemik kırıkları, kalça (kalça protezi), diz (diz protezi) ve ameliyatları, artroskopik diz cerrahisi, omurilik yaralanması veya laparoskopik cerrahi girişimler DVT gelişimi açısından yüksek riskli ameliyatların en başında bulunmaktadır.
  4. Gebelik veya hamilelik: Gebelik, genişleyen rahime bağlı olarak, rahimin karın içerisinde bulunan ana toplardamara bası yapar, toplardamarı sıkıştırır. Genişleyen rahim nedeniyle sıkışan toplardamar içerisinde kan akımı yavaşlar, durma noktasına gelir. Bunun sonucunda da kan pıhtısı oluşum riski çok artar.  Bu durum özellikle, ilk madde de belirttiğim genetik (ailesel, kalıtsal) geçişli kanama – pıhtılaşma bozukluğu olan gebelerde bir hayli yüksek oranda karşıma çıkmaktadır. Ailesinde, kanama veya pıhtılaşma bozukluğu bulunan (kanı kalınlaşmış diyelim) gebelerin, gebelik öncesinde mutlaka genetik kan testi (tahlili) yaptırmasını öneriyorum. Kan kimyası testleri ile bu durum kolaylıkla ortaya konur. Unutulmaması gereken bir diğer nokta da; bu hastalarda, doğum sonrası kan pıhtılaşması riski yaklaşık 1.5 ay süre ile devam edebilmektedir. Gebelik ve derin ven trombozu riski ile ilgili yazdığım derin ven trombozu risk faktörleri başlıklı yazım, özellikle hastalık konusunda daha fazla bilgi almak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir yazıdır.
  5. Doğum kontrol hapları, hormon tedavisi (hormon replasman terapisi) veya hormonal değişim: Doğum kontrol hapları ve menopoz tedavisinde kullanılan diğer hormon tedavileri; içeriklerinde bulunan östrojen ve progesteron hormonları nedeniyle en az gebelik kadar riskli bir duruma neden olmaktadır. Tabii ki bu kan pıhtılaşması riski; genetik (ailesel, kalıtsal) geçişli kanama – pıhtılaşma bozukluğu bulunan kadınlarda daha yüksektir. Östrojen içeren doğum kontrol hapları; derin ven trombozu gelişimi açısından yüksek riskli grup içerisindedir.
  6. Şişmanlık (obezite): Şişman veya obez olma durumunda; bacak toplardamarlarına binen yük artacak, kanın kalbe dönüşünde yavaşlama durumu ortaya çıkacaktır.
  7. Sigara içmek: Sigara, içeriğinde bulunan zararlı kimyasal maddeler yüzünden kanın pıhtılaşmasına neden olmaktadır. Sigara içenlerde, kan pıhtılaşmasının riski, içmeyenlere oranla yüksektir.
  8. Kanser: Bazı kanserlerde (mide, meme, prostat) kansere bağlı olarak, kan pıhtılaşması riski artmaktadır. Benzer şekilde kanser tedavisi sırasında da gerek kanserin kendisi ve gerekse de kanser ilaçlarının etkisi ile kan pıhtılaşma riski artabilmektedir.
  9. Kalp yetmezliği: Özellikle, sağ kalp yetersizliğinin olduğu hastalarda dolaşımın normal olarak yapılamamasına bağlı olarak kan pıhtı oluşum riski arttmaktadır.
  10. İltihabi barsak hastalıkları: İltihabi barsak hastalıkları içerisinde yer alan Crohn’s ve ülseratif kolit hastalarında; kan pıhtılaşması riski, sağlıklı kişilere göre daha yüksektir. Bu kişilerde, derin ven trombozu ve akciğer embolisi (pulmoner embolizm) riski arttmıştır.
  11. Vaskülit: Vaskülit kelime anlamı ile damar iltihabı demektir. Bazı vaskülitlerde, toplardamar duvar yapısında iltihabi durum oluşur. Bu durum, toplardamar içerisinde kan pıhtılaşması için bir çekirdek görevi yapar. Vaskülit ile olan durumu, damar iç kısmı zedelenmesi olarakta düşünebiliriz. Zedelenmiş damar içerisinde, kan pıhtısı oluşumunun daha yüksek oranda olacağını burada tekrar vurgulamak isterim.
  12. Bazı ilaçlar, kemoterapikler: Özellikle kanser tedavisi için, derin toplardamar içerisine yerleştirilen kateter (plastik borucuk) içerisinden verilen bazı ilaçlar veya kemoterapik ilaçlar; toplardamar içerisinde duvar yapısını (iç astar) bozarak, kan pıhtı ve tıkacının oluşmasına yardımcı olur.
  13. İlaç bağımlılığı (ilaç kullanımı): Eroin ve benzeri bağımlılık yaratan ilaçları damar yolu ile kullananlarda (uyuşturucu kullananlar, uyuşturucu bağımlıları), (seyrek olarak, enjeksiyonu bacak derin toplardamarlarına yapmaları sonucunda) derin ven trombozu gözlenebilmektedir. Burada aslında olan hadise; toplardamar iç astarının sürekli bozulmasıdır. İç kısmı zedelenen damar içerisinde kan pıhtısı için bir merkez oluşur.
  14. Ailesinde derin ven trombozu veya akciğer embolisi bulunanlar: Ailevi veya kalıtsal, derin ven trombozu veya akciğer embolisi bulunan kişilerde; kan pıhtı oluşumu nedeniyle derin ven trombozu gelişim riski yüksektir. Bu kişilerin, derin ven trombozu ve akciğer embolisi (pulmoner embolizm)  gelişim riski açısından uyanık olmalarını öneririm.
  15. İleri yaş veya yaşlılık: Derin ven trombozu genellikle ileri yaşlarda karşımıza çıkmaktadır. Genç hastalarımın bir çoğunda, daha önemli risk faktörleri bulunmaktadır. Bunların başında ise May Thurner Sendromu gelmektedir. Bu konu ile ilgili olarak yazdığım bu yazıyı (May Thurner Sendromu nedir?) okuyabilirsiniz. Gençlerde derin ven trombozu olan May Thurner Sendromunun aksine, 60 yaş üzerindeki kişilerde diğer yaş gruplarına göre derin ven trombozu daha sık olarak gözlenmektedir.
  16. Uzun süre oturma veya hareketsiz kalmayı gerektiren yolculuklar: Yukarıda da açıkladığım nedene bağlı olarak uzun yolculuklarda baldır – kas adelesi yeterli oranda çalışamamaktadır. Bunun üzerine ayrıca bu yolculuklarda ağızdan yeterli sıvı alınmaması da kan pıhtılaşması risk faktörünü arttırmaktadır. Bu konu ile ilgili olarak, bu yazımı (derin ven trombozu ve uçak seyahati) okumanızı öneriyorum.
  17. Dehidratasyon (susuz kalma): Susuzluk, diğer adıyla dehidratasyon (su içmeme), kan pıhtılaşma faktörlerinin göreceli olarak miktarını arttırdığı (kan kalınlaşması) için derin ven trombozu gelişimi açısından bir risk faktörü olarak değerlendirilir.

Derin Ven Trombozu Neden Oluşur?

Derin ven trombozu ne demek sorusuna vereceğim yanıt ile bunun yanıtı hemen, hemen aynı aslında.

Derin ven trombozunun oluşum nedenleri arasında yer alan faktörleri daha önce sıraladım. Ancak, derin ven trombozu çok basit bir ifade ile toplardamar içerisinde kan pıhtısı oluşumu ile karakterize durumdur.

Toplardamar içerisinde, kanın pıhtılaşmasına neden olan tüm durumlar, aslında birer derin ven trombozu nedenidir. Derin ven trombozu neden oluşur sorusunun yanıtı için lütfen bu yazımı (derin ven trombozu hakkında bilmeniz gerkeen 6 şey) okuyunuz.

Derin Ven Trombozu (Damar Tıkanıklığı, Toplardamar Kan Pıhtısı ile Tıkanma) Belirtileri Nelerdir?

Derin ven trombozu, diğer adıyla toplardamar tıkanıklığının belirtileri oldukça değişkendir. Bazı hastalarım hiçbir belirtinin olmadığını belirtirken, diğerleri ise aniden ortaya çıkan ağrı ve/veya şişlikten bahsetmektedirler.

Yelpaze; hiçbir belirti ile bacak ağrısı arasında yer almaktadır. Ancak, benim kendi hastalarım arasında skıklıkla karşılaştığım belirtiler;

  1. Bacak ağrısı: Derin ven trombozu gelişen hastaların, hiçbir belirti vermemesi halinden sonra en sık karşılaştıkları durumdur. Ağrı, genellikle gece uyurken, aniden ortaya çıkar. Çoğu zaman, baldır bölgesi (diz altı, arkası) civarındadır. Bıçak saplanır tarzda olduğu ifade edilir. Basit ağrı kesiciler ile şiddeti biraz hafiflese de, genellikle birkaç saat içerisinde yeniden ortaya çıkar. Daha sonra ise, kalıcı hale gelir. Derin ven trombozu ağrısının tipik bir diğer özelliği de; baldır hareketleri ile artan veya azalan karakterde oluşudur. Başka bir deyişle, hasta; baldırını hareket ettirmek istemez, ideal ve rahat bir pozisyon bulmaya çalışır.
  2. Bacak şişmesi: Derin ven trombozunun tutulum veya kan pıhtısının oluştuğu veya yerleştiği yere bağlı olarak ortaya çıkar. Eğer, kan pıhtısı toplardamar içerisinde kasık bölgesinde yerleşmişse genellikle tüm bacak; eğer kan pıhtısı diz toplardamarı içerisinde yerleşip, damarı tıkadıysa da diz altında şişme olur. Çoğu zaman bacak şişmesine, bacak morarması da eklenir. Bacak morarması veya renk değişimi genellikle ayakta iken çok daha belirgindir. Çok ileri hastalarımda karşıma çıktığı gibi, seyrek olarak bacakta renk solması (flegmazya, beyazlaşma) da gözlenebilmektedir. Bacak şişmesinin varlığı, derin ven trombozunun ciddi olduğunun göstergesi olarak yorumlanabilir. Genellikle, ilerleyen dönemlerde ayak bileği yarası (venöz ülser) karşımıza çıkar.
  3. Hassasiyet: Derin ven trombozunda, genellikle baldır (diz arkası, alt bölüm) bölgesinde hassasiyet olur. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, toplardamar kan akımının kesintiye uğramasına bağlı toplardamar içerisi kan basıncının aniden yükselmesi, ikincisi de toplardamar içerisinde oluşmuş olan kan pıhtısının iltihabi mekanizmaları uyarıcı etkisi.
  4. Ateş ve kırıklık: Ateş ve kırıklık halinin olması, derin ven trombozunun oldukça ciddi olduğunun bir göstergesidir. Kan pıhtılaşması ne kadar büyük bir toplardamar içerisinde yer alırsa hem kan pıhtısının miktar ve boyutu artacak hem de buna bağlı olarak ciddi anlamda ateş ve/veya kırıklık ortaya çıkacaktır.
  5. Bacakta morarma ve renk değişikliği: Derin ven trombozuna bağlı olarak gelişen toplardamar tıkanıklığında, bacakta dolaşım bozulduğu için morarma ve renk değişikliği sık olarak karşımıza çıkar. Morarmanın derecesi her zaman hastalığın şiddetini doğrudan yansıtmasa da, aslında kötü durumun bir göstergedir. Zaman içerisinde, morarmaya ayak bileğinde kalıcı renk değişimi ve kaşıntı eklenmektedir. Bu durum, post-trombotik sendromun (PTS) başladığının göstergesidir.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozu Muayenesi Nasıl Yapılır?

Derin ven trombozu muayenesinin diğer muayenelerden aslında pek bir farkı yoktur. Her muayenede olduğu gibi hikayeyi (öykü), fizik muayene tamamlamaktadır. Ancak, unutulmaması gereken nokta; derin ven trombozu tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde ayrıntılı hikayenin alınması, detayların atlanmaması ve hastalığın kendisini gizleme durumundan dolayı çok daha önemlidir.

Akut veya erken dönemde yakalanan derin ven trombozu ile kronik veya geç dönemde yakalanan derin ven trombozunun tedavisi arasında fark mevcuttur. Bu açıdan bakıldığında, akut ve kronik derin ven trombozunun ayırıcı teşhisinin yapılması planlanacak tedavi açısından da bu durumu önemli hale getirmektedir.

Derin ven trombozu muayenesinde, hemen her zaman özellikle her iki bacağında muayenesi önemlidir. Tek bacağa odaklanmak, diğer bacağı ihmal etmek sonradan hastalığın tekrarlaması durumunda oldukça önemlidir.

Kan pıhtılaşmasının olduğu bacak ile diğer bacağın, çap ve renklerinin kıyaslanması önemli bir ayrıntıdır. Benzer olarak, bacak atardamar nabızlarının muayenesi, hastalığın ayırıcı tanısı içinde oldukça önemlidir.

Derin ven trombozu muayenesinde, bacak rengi, bacak yüzeysel toplardamarlarının varlığı ve yerleşim bölgeleri, ayak bileklerinde renk değişimi, pullanma veya yara varlığı detaylı olarak not edilmelidir. Gerekirse, tedavi süresince de bu değişimler yakın plandan, farklı açılardan çekilen fotograf görüntüleri ile de takip edilmelidir.

Günümüzde, artık kalp ve damar cerrahlarının yaygın olarak kullanmaya başladıkları ultrason incelemeside derin ven trombozu muayenesinin bir parçası haline gelmiştir. Ultrason veya renkli doppler ultrasonografi hakkında yazdığım yazıma da buradan (venöz doppler ultrasonografi hakkında bilmeniz gerekenler) ulaşabilirsiniz. Daha detaylı anatomik bilgi için ise; manyetik rezonans venografisi, bilgisayarlı tomografi (BT venografisi) veya klasik venografi gerekebilmektedir.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozu Ameliyatı Var Mı?

Derin ven trombozu ne demek sorusu kadar, sık sorulan bir sorudur derin ven trombozu ameliyatı var mı?

Derin ven trombozu, son yıllarda girişimsel tedavi yöntemleri ile damar cerrahları tarafından başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Benim çalıştığım hastanede de, biz derin ven trombozunun hem akut hem de kronik tiplerinin tedavisini girişimsel yollarla ameliyata veya kesiye gerek kalmadan (genel anestezi de yok, uyutma da yok, tamamen lokal anestezi altında !!!) başarılı şekilde yapabilmekteyiz. Girişimsel tedavi yöntemleri ile yaptığım bu tedavilerde aldığımız sonuçlar hem hastalar hem de bizim açımızdan oldukça yüz güldürücüdür. Hastaların bacak ağrı ve şişlikleri işlem sonrası takip eden günlerde hızla düzelmektedir.

Derin ven trombozunun günümüzde uygulanan girişimsel yöntemler ile tedavisi yanında, aynı zamanda cerrahi tedavinin uygulandığı kronik derin ven trombozu hastaları da mevcuttur. Bu grup içerisinde yapılan işlem endoflebektomi işlemidir. Endoflebektomi işleminde; özellikle stentin yerleştirilmesinin yüksek riskli olduğu kasık bölgesi toplardamarı içerisinde kronik derin ven trombozunun neden olduğu yapışıklıklar ve damar tıkanıklıkları temizlenmektedir. Toplardamar içerisinde  özenle yapılan pıhtı temizlenmesinin ardından ise; toplardamarın üzeri ya hastanın kendi toplardamarının veya sığırdan elde edilen ve özel olarak muamele edilmiş bir zar (sığır perikardı) ile genişletilerek kapatılır. Bazı durumlarda, toplardamar kan akımının devamlılığının sağlanabilmesi için 6 mm yapay (sentetik) damar grefti ile de fistül (atar ve toplardamar arası kan geçişi sağlanması) yaratılır. Tüm bu işlemler için ideal olarak hibrid (hem anjio hem de ameliyathane ortamlarının yaratıldığı) ortamlar tercih edilmekle birlikte, günümüzde hem anjio salonlarının, hem de ameliyathanelerin birlikte kullanılması ile başarılı şekilde bu işlemler yapılabilmektedir.

Derin ven trombozunun özellikle, kronik tipinin tedavisinde tek başına girişimsel yöntemlerin yeterli olamayacağı riski göz önüne alındığında; derin ven trombozu tedavisinin özellikle tecrübeli damar cerrahları tarafından yapılmasının önemi de ortaya çıkmaktadır. Günümüzde, maalesef damar cerrahisi dışında derin ven trombozu farklı branşlar tarafından tedavi edilmektedir. Unutulmaması gereken nokta, damar cerrahlarının sadece akut veya derin ven trombozunun tedavisinde değil, damar cerrahisinin diğer tüm hastalıklarının tedavisinde hem hastalığı hem de girişim sonrası gelişebilecek komplikasyon veya sorunları cerrahi girişim ile tedavi edebilme bilgi ve becerilerinin olduğudur. Bu noktanın unutulmamasının, ileride ortaya çıkabilecek sorun ve komplikasyonlar (etik ve hukuki sorunlar ile birlikte) açısından da önemli olduğunu düşünüyorum.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozu Proflaksisi Nedir?

Derin ven trombozu proflaksisi; derin ven trombozu açısından yukarıda da bahsettiğim yüksek riskli grupların belli durumlarda risklerinin azaltılması için koruyucu tedavi protokolleri içerisine alınmaları durumudur.

Bu amaçla, çoğu zaman antikoagülanlar (kan sulandırıcı ilaçlar / kan incelticiler; Coumadin, yeni nesil kan sulandırıcılar, YOAK veya heparin – düşük veya yüksek molekül ağırlıklı) kullanılmaktadır. Bu konular ile ilgili olarak blog içerisinde farklı yazılarım mevcut. Ancak, öncelikle bu yazımı (kan pıhtılaşması hakkında bilmeniz gerekenler) okumanızı öneririm. Daha sonra, özellikle gündem konusu olan yeni nesil kan sulandırıcılar (kan incelticiler) ile ilgili olan bu yazım (kumadin alternatifi yeni nesil kan sulandırıcılar) ilginizi çekecektir. Son olarak ise; bu yazım (yeni nesil kan sulandırıcılar ve kullanımı) noktayı koyacaktır. Keyifli okumalar dilerim.

Derin Ven Trombozu Tedavisinde Aspirin Etkili Mi?

derin ven trombozu ne demek

stevepb / Pixabay

Derin ven trombozu tedavisinde ASPİRİN etkili midir? Bu sorunun yanıtını hemen ve net şekilde vereyim; derin ven trombozunun tedavisinin hiçbir aşamasında ASPİRİN kullanılmamalıdır. Bu durum son yıllarda tartışmalı bir noktaya doğru gelmektedir. Amerika ve Avrupa kıtası arasında, Aspirin’in DVT tedavisinde kullanımı açısından farklı görüşler mevcuttur.

Aspirin, bir antiagregan ilaç olup, adından da anlaşılacağı gibi trombositlerin (kan pıhtılaşmasını sağlayan kan hücreleri) birbirlerine yapışmalarını engellemektedir. Ancak, etkileri toplardamarlar içerisinde yoktur. Yani, başka bir deyişle toplardamar tıkanıklığı (derin ven trombozu) tedavisinde faydalı değillerdir. Derin ven trombozunun tedavisinde, etkili olan ilaçlar; antikoagülanlardır (kan sulandırıcı ilaç, kan inceltici ilaç). Bu grubun bilinen en eski ve önemli ilacı ise Coumadin (Kumadin, Varfarin, Warfarin) dir.

Aspirin ve derin ven trombozu ile ilgili olarak yazdığım yazım ilginizi çeker diye düşünüyorum. Aspirin ve derin ven trombozu yazısına ulaşmak ve okumak için doğrudan bağlantıya tıklayın.

Derin Ven Trombozunda Ayırıcı Tanı Nedir? Derin Ven Trombozu Hangi Hastalıklar ile Sık Olarak Karışır?

Derin ven trombozunun sık olarak karıştığı durumların başında bel fıtığı gelmektedir. Hastalarım arasında, bel fıtığı tanısı ile takip edilmiş olan hastaların sayısı oldukça fazladır. Zaten, derin ven trombozu hastalarının büyük çoğunluğu; beyin cerrahisi, ortopedi ve kalp – damar cerrahisi klinikleri arasında dolaşmaktadır. Ancak, akut derin ven trombozunun çoğu zaman tanısı ortopedi uzmanlarınca konulmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise; derin ven trombozunun sıklıkla kemik kırıkları sonrasında yapılan alçı/atel ile olan bağlantısındandır. Bacak veya kalça kırıkları sonrasında konulan uygun olmayan atel/alçı ile derin ven trombozu arasında yakın bir ilgi mevcuttur.

Bu nedenle, bacak veya diğer kemiklerin kırıkları sonrasında derin ven trombozu riski açısından bilgilendirilmeniz önemlidir. Alçı veya atel sonrasında, takip edilen günlerde ortaya çıkan anormal ağrı, bacakta veya parmaklarda ortaya çıkan morarma ve renk değişikliği sizi derin ven trombozu gelişimi açısından uyarmalıdır. Böyle bir durum ile karşılaştığınızda en kısa süre içerisinde, hastaneye müracaat etmenizi ve alçı/atel in açılarak ultrason (venöz doppler ultrasonografi) ile toplardamar incelemenizin yapılmasının sağlanmasını öneririm.

Baker kisti (diz arkasında kist oluşumu ile seyreden ortopedik bir sorun), selülit, tromboflebit gibi durumlarda sıklıkla derin ven trombozu ile karışabilmektedir.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozu Tedavisinde Coumadin (Kumadin, Varfarin, Warfarin) Kullanımı

Derin ven trombozu tedavisinde Coumadin veya bizde bilinen adıyla Kumadin kullanımı oldukça eskiye dayanmaktadır. Kumadin, köylerde fare zehiri olarak kullanılmaktadır. Peynir veya farelerin yiyebileceği besin maddesi içerisine konulan az miktarı bile; (maalesef) farenin iç kanamadan ölmesine neden olmaktadır. Kumadin kullanan hastalarımın çoğunda, tedavi edici dozların ayarlanması için geçen süre 1 ayı bulabilmektedir. Coumadin (Kumadin) güvenlik aralığı oldukça dar olan bir ilaçtır. Bunun yanında aynı zamanda da, gıdalar ve kişinin karaciğer metabolizması ile de yakın ilişkisi olan bir ilaçtır.

Kumadin yeni nesil oral antikoagülanlara (YOAK) rağmen halen, birçok hastada aktif olarak kullanılmaktadır. Gebelik döneminde, kullanımı kesinlikle sakıncalı olan bir kan inceltici bir ilaçtır. Başka bir deyişle, derin ven trombozu teşhisi konulmuş ve Kumadin kullanan hastalarımın öncelikle, düşük molekül ağırlıklı heparine geçmeleri gerekmektedir. Gebelik, öncesi 1 – 2 aylık dönemde, heparin tedavisinin başlamış olması, sağlıklı bir gebelik ve bebek için önemli bir ayrıntıdır. Bunun dışında, doğumdan sonra emzirme süresince Kumadin güvenle kullanılır. Kumadin, anne sütüne geçmeyen bir kan inceltici ilaçtır. Yeni nesil kan inceliticilerin anne – sütüne geçme potansiyellerinin var olması nedeniyle bu açıdan güvenli ilaçlar olmadıklarını söylemek istiyorum.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozunda INR Ölçümü Nedir?

Derin ven trombozu tedavisinde kullanılan Kumadin (Coumadin) ilaç etkinliğinin ölçülmesi için kullanılan kan testine; Protrombin Zamanı (PTZ) adı verilir. Protrombin zamanı, basit olarak kanın ne kadar süre içerisinde pıhtılaşacağını ölçen bir testtir. INR ise; International Normalized Ratio nun baş harflerinden türetilmiştir. Çoğu zaman, PTZ ve INR beraber rapor edilirler.

PTZ Testi Mevcut İken Neden INR Testine veya Sonucuna Gereksinim Duyuluyor?

Kumadin etkinliğinin ve kanın ne süre içerisinde pıhtılaşacağının ölçümünde kullanılan protrombin zamanı testinin farklı üreticileri mevcuttur. Buna bağlı olarak, aynı kan örneği ile farklı üreticilere ait protrombin zamanı ölçümü yapıldığında, birbirlerinden kısmen (ufak) farklılıklar gösteren sonuçlar elde edilmektedir. İşte, birbirlerinden farklı olabilen protrombin zamanı sonuçlarının kafa karıştırmasını engellemek için INR formülü ortaya çıkmıştır. Farklı laboratuarlardan da olsa, elde edilen protrombin zamanları; INR formülüne yerleştirildiğinde birbirleri ile ortak (aynı) sonuç ortaya çıkar. Başka bir deyişle, INR sayesinde kısmen birbirlerinden farklı olabilen protrombin zamanlarının eşitliği sağlanır. Bunun sayesinde de; İstanbul’da bir laboratuarda bakılan protrombin değeri ile New York’ta bakılan arasındaki fark ortadan kalkmış olur. Başka bir deyişle; bir standart elde edilmiştir. Zaten, normalized kelimesinin anlamı da buradan gelmektedir (normalize etme).

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozunda Anjio Yapılır Mı? Venografi Nedir?

Derin ven trombozunun teşhisinde, çoğu zaman ultrason (venöz doppler ultrasonografi) yeterli olmaktadır. Ancak, özellikle kronik derin ven trombozu tedavisinin planlanması açısından toplardamar anjiografisi, diğer adıyla venografiye gereksinim doğar. Venografi, girişim planlayan damar cerrahına oldukça detaylı bilgiler sağlamaktadır. Bu amaçla günümüzde, BT venografi, MR venografi ve konvansiyonel venografi kullanılmaktadır. Bahsettiğim 3 yönteminde birbirlerine göre farklı avantaj ve dezavantajları mevcuttur.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozunda Akciğer Embolisi Olur Mu?

Derin ven trombozunun en önemli komplikasyonları arasında akciğer embolisi (pulmoner embolizm, akciğere pıhtı atması) bulunmaktadır. Genellikle, iliofemoral venöz tromboz durumlarında karşılaşabileceğimiz bir durum olsa da, diz ve diz altı toplardamarlar içerisinden de akciğere pıhtı atabilmektedir. Bu durum, akciğeri besleyen kan damarının tıkanmasıdır. Bu nedenle, derin ven trombozu teşhisi konulduğunda; erken dönemde kan inceltici (antikoagülan) tedavinin başlanması ve gerekli ise de oluşan toplardamar içi pıhtının bir an önce dolaşımdan uzaklaştırılması (pıhtı eritici ilaç/trombolitik ile) gerekmektedir.

Derin Ven Trombozu Ne Demek? Derin Ven Trombozunda D-Dimer Testi Nedir?

D-dimer; bir fibrin yıkım ürünüdür. Kanda oluşan pıhtının yıkılmaya (eritilmeye) başlaması ile ortaya çıkmaktadır. Bu isimle adlandırılmasının nedeni, fibrin proteinin birbiri ile çapraz bağ ile bağlanmış iki D fragmentini (parçacığını) içermektedir. Akciğer embolisi (pulmoner emboli), derin ven trombozu ve dissemine damar içi koagülasyon bozukluğu (DIC veya DİK) durumlarında belirgin olarak yükselmektedir. D dimer kan testi hamileliğin son dönemlerinde de yüksek çıkabilmektedir.

D-dimer testinin yüksek olabildiği diğer durumlar arasında;

  • yakın zamanda geçirilen ameliyatlar (cerrahi müdahaleler, girişimler),
  • kaza veya travma,
  • enfeksiyon durumu,
  • kalp hastalıkları,
  • kanser,
  • karaciğer hastalıkları durumlarında, D-dimer yüksek bulunabilir.

Derin ven trombozu ne demek sorusuna yanıt aramak için yazdığım yazının sonuna geldim. Bir hastalık ile ilgili, özellikle de derin ven trombozu ne demek gibi bir soruya kısacık yanıt vermek mümkün değil. Bu konu veya kalp ve damar cerrahisi ile ilgili sormak istedikleriniz için bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, soru sormadan önce önemli açıklama başlıklı yazımı okumanızı rica ederim.

Sağlıkla kalın…

Doç. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Cevap Yaz