Derin Ven Trombozu Teşhisi

Derin Ven Trombozu Teşhisi Nasıl Konulur?

Yazımız, toplardamar pıhtılaşması (derin ven trombozu) ile ilgili. Özellikle, teşhisinin konulmasında karşılaştığımız güçlükler ve nedenleri ile ilgili.

Derin ven trombozu ve pulmoner emboli; venöz tromboembolinin (toplardamar pıhtılaşması, toplardamar kanı birikmesi) en önemli iki komplikasyonudur. Her iki hastalığın temelinde mevcut olan durum venöz tromboemboli (toplardamar pıhtılaşması) dir. Derin ven trombozu sıklıkla belirti vermeyen veya belirtileri diğer hastalık veya durumlar ile kolaylıkla karışan bir hastalıktır. Teşhis konulamadığında veya uygun tedavi edilmediğinde oluşan pıhtının akciğer dolaşım sistemine karışmasına bağlı olarak akciğer besleyen kan damarı tıkanması veya tıbbi adıyla pulmoner embolizm (akciğer embolisi, akciğer pıhtılaşması) oluşur.

Venöz tromboemboli gelişimi için en önemli risk faktörü; daha önceden derin ven trombozu geçirilmesidir.

Derin ven trombozu diğer risk faktörleri arasında;

  • İleri yaş,
  • Şişmanlık (obezite),
  • Kanser,
  • Ameliyatlar
    • Uzun süren ameliyatlar veya cerrahi müdahaleler,
    • Kalça ve bacak kemik ameliyatları (kalça protezi, diz protezi, kemik kırıkları),
  • Hareketsizlik veya yatalak olma durumu,
    • Ameliyat veya kronik bir hastalığa bağlı uzun süre yatan hastalar,
    • Yaşlılık, felç veya nörolojik bir hastalık (Alzheimer veya demans gibi) bulunmaktadır.

Risk grupları içerisinde özellikle ileri yaş ve buna bağlı olarak gelişen durumlar oldukça önemlidir. Ancak, tek başına belki de en önemli risk faktörü; daha önceden derin ven trombozu geçirmiş olmaktır.

Akut derin ven trombozu geçiren hastaların, 1/4’ünde geçmişte venöz tromboz öyküsü bulunmaktadır.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Bacak Şişmesi Çok Önemli Bir Bulgudur

Özellikle, Vena Kava İnferiyor, iliak veya pelvik venleri (toplardamarlar) içine alan venöz tromboz (toplardamar pıhtılaşması) durumunda; tek veya çift bacakta şişme (ödem) gözlenir. Bu ödem bazen sağ kalp yetmezliği, vücutta sıvı birikmesi veya böbrek yetmezliği ile de kolaylıkla karıştırılır. Bu nedenle, çoğu zaman derin ven trombozu teşhisinin konulması da gecikir.

Derin Ven Trombozu Hastalarının %50’sinde Ağrı Tipik Olarak Karşımıza Çıkmaktadır

Derin ven trombozu teşhisi için; bacak ağrısı çok özel bir bulgu değildir. Bacak ağrısı, venöz tromboz gelişen hastaların yarısında karşımıza çıkan bir durumdur. Ancak, ağrının özellikle bacağın (baldır bölgesinin, kruris) hareketleri ile artıp – azalması (Homans Belirtisi) tipik olarak değerlendirilir. Bazı hastalarda, bu bölgede sıcaklık (ısı artışı), renk değişimi ve kızarıklık ile birlikte hassasiyet (hastaların %50’sinde) gözlenir.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Renkli Doppler Ultrasonografi İlk Olarak Kullanılan Testtir

Derin ven trombozu teşhisinde, hikaye (öykü) ve fizik muayeneyi takiben en sık istenen ilk test; ultrason (venöz doppler ultrasonografi – renkli doppler) dur.

Ultrason, renkli doppler ultrasonografi (venöz doppler ultrasonografi); ses dalgalarını kullanarak, toplardamar içerisindeki kan akımı ve kan pıhtısının yerini kolaylıkla ve zahmetsiz şekilde belirler. Ultrason sayesinde, özellikle yüzeyden gözlenmesi çok daha zor olan derin toplardamarlar içerisindeki kan akımı yavaşlaması, damar tıkanıklıkları ve kan pıhtıları kolaylıkla gözlenir. Kan akışının detaylı resmi ve haritası ortaya çıkarılır.

Ultrason sırasında radyasyon kullanılmadığı için, bu yöntem özellikle hamilelerde güvenle kullanılır.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: D-Dimer Testi Güvenilir Mi?

derin ven trombozu teşhisi

D-dimer Testi

Derin ven trombozu teşhisi için kullanılan kan testlerinden birisi de D-dimer ölçümüdür. D-dimer kan testi ölçüm değerleri, kan pıhtısının eritilmesi sırasında ortaya çıkmaktadır. Referans değerlerinin üzerinde çıkması (pozitif olması) her ne kadar; derin ven trombozu açısından önemli ise de; farklı hastalık ve durumlarda da yükselmenin olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, D-dimer kan testi DVT açısından çok spesifik (özel) bir test olarak kabul edilmemektedir.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Venografi (toplardamar anjiografisi) En Önemli Tanı Yöntemidir

Derin ven trombozu teşhisi için kullanılan ultrason (venöz doppler ultrasonografi, renkli doppler); teşhisin konulmasında oldukça önemli bir yeri olan yöntemdir. Venöz doppler ultrasonografi aynı zamanda da, derin ven trombozu taraması için şüphelenilen, yüksek riskli grup hastalarda da kullanılmaktadır.

Klasik Venografi (toplardamar anjiografisi) ise; derin ven trombozu teşhisinin konulması açısından tüm yöntemlerin başında yer almaktadır. Ancak, uygulamanın ultrasona göre daha zor olması nedeniyle ikinci sıra teşhis yöntemlerindendir.

Klasik venografi incelemesinde, toplardamar sistemi içerisine radyoopak kontrast ajan (boya) verilmekte ve sonrasında ise toplardamar bölgesinin detaylı seri görüntüleri alınmaktadır. Radyasyon altında yapılması, yöntemin özellikle hamile şüphesi ve hamilelerde kullanımını kısıtlamaktadır. Hamile ve DVT şüphesi olanlarda, ultrason ön plana çıkan teşhis yöntemidir.

Venografi incelemesi uygulamasında karşılaşılan güçlükler nedeniyle; klasik venografi günümüzde yerini bilgisayarlı tomografi venografisi (BT Venografi) veya manyetik rezonans venografisine (MR Venografi) bırakmıştır. BT Venografi incelemesinde iyonize radyasyon kullanımı, yöntemin bir dezavantajı olarak değerlendirilir. MR Venografi incelemesinde, radyasyonun kullanılmaması ve görüntü kalitesinin diğer yöntemlere göre daha yüksek olması son zamanlarda daha fazla oranda tercih edilmesinin nedenleri arasındadır.

Derin Ven Trombozu Teşhisi: Dikkat Etmemiz Gerekenler Nelerdir?

Derin ven trombozunun teşhisinde karşımıza çıkan diğer hastalıklar arasında;

Bu hastalıkların ayırıcı teşhisinin tam olarak yapılması, derin ven trombozunun tedavisinin erken dönemde etkin şekilde yapılabilmesini sağlar.

İlk Kez Oluşan Derin Ven Trombozunun Tedavisinde; Kan Sulandırıcı İlaçların 3 – 6 Ay Süre İle Kullanımı Önerilmektedir

derin ven trombozu teşhisiDerin ven trombozu teşhisi sonrasında, uygulanan antikoagülan ilaç (kan sulandırıcı, kan inceltici) tedavi ilk adım olmalıdır.  Antikoagülan tedavinin ne kadar süre ile devam edeceği; venöz tromboz (toplardamar kan pıhtısı) yoğunluğu ve hastanın mevcut derin ven trombozu risk faktörlerine bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Derin ven trombozu tedavisinde antikoagülan (kan sulandırıcı ilaç) ilaç kullanımı, süresi ve dozu her hasta için farklılıklar göstermektedir. Ancak, ilk kez oluşmuş olan bir akut derin ven trombozu durumunda; kan inceltici ilaç tedavisinin süresi genellikle 3 ile 6 ay arasında değişmektedir. Eğer, hastanın hikayesinde veya aile öyküsünde, daha önceden geçirilmiş derin ven trombozu mevcutsa; bu durumda tedavinin süresi güncel tedavi kılavuzları tarafından ortalama 12 ay olarak saptanmıştır. Akılda tutulması gereken nokta; güncel tedavi kılavuzları ile saptanan bu sürelerin oldukça kapsamlı ve uzun araştırmaların sonucu olduğudur.

Kan Sulandırıcı İlaç (antikoagülan, kan inceltici) Kullanımının En Önemli Yan Etkisi Kanamadır

Derin ven trombozu teşhisi konulan hastaların, kan sulandırıcı (kan inceltici) ilaç kullanımına bağlı olarak karşılarına çıkan sorunların en başında kanama gelmektedir. Yaklaşık 3 ile 6 ay süre ile kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların %3 ile %10’un da oldukça ciddi bir kanama gözlenmektedir.

En ciddi komplikasyon olan kanamayı,

  • kan pıhtı atması (venöz emboli),
  • venöz yetmezlik (post-trombotik kapak yetmezliğine bağlı, PTS),
  • venöz (toplardamar) basınca bağlı (kan dolaşımının tıkanması, kan göllenmesi) venöz ülser (venöz yara, bacak yarası) takip etmektedir.

Derin ven trombozu teşhisi konusunda sizinle paylaşmak istediklerim şimdilik bu kadar. Bana bu konu ile ilgili olarak sormak istedikleriniz için buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, soru sormadan önce mutlaka; önemli açıklama başlıklı yazımı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Doç. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Cevap Yaz