Derin Ven Trombozu ve Kanser İlişkisi

Derin Ven Trombozu ve Kanser İlişkisi

Uzun sayılacak bir aradan sonra tekrar merhaba.

Bugün yazımın konusu derin ven trombozu ve kanser ile ilişkisi. Site içerisinde benzer bir yazım daha var, ancak bu yazıyı ilk kez okuyanlar için önerim öncelikle derin ven trombozu nedir konusu ile ilgili olarak yazdığım bu yazıyı okumalarıdır. Sonrasında, bu yazının içeriğinin önemli bir bölümünü oluşturan kanser – derin ven trombozu birlikteliği daha kolay anlaşılacaktır.

Derin Ven Trombozu ve Kanser İlişkisi

Kanser ve derin ven trombozu arasında bir bağlantının mevcut olduğuna dair bilgiler geçmiş yıllara dayanmaktadır. 1823 yılında Fransız tıp doktoru Jean-Baptiste Bouillaud bu durumu ilk kez fark edenlerden idi. Daha sonra 1865 yılında, yine bir Fransız tıp doktoru Arman Trousseau mide kanseri ile toplardamar pıhtılaşması arasında bir ilişki olabileceğini belirtti.

Yakın zamanlarda ortaya çıkan bu durumlar; kanser ile kan pıhtılaşması arasında bir ilişkinin olabileceğini düşündürdü ise de; ilk başlarda, kanser ilaçlarının neden olduğu (ki bu doğru, yazımın ilerleyen bölümünde bahsedeceğim) görüşü çok ağır basmakta idi. Ancak, günümüzde derin ven trombozu ve kanser ile ilişkisi 2 yönlü olduğunu biliyoruz. Başka ve daha açık bir ifade ile; kanserli hastalarda derin ven trombozu, derin ven trombozu olanlarda da kanser gözlenme oranları normal ve sağlıklı bireylere göre daha yüksek oranda bulunmaktadır.

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, mevcut bilgilerimizi biraz daha ileriye de taşıdı. Kanserli hastalarda, toplardamar pıhtılaşmasının;

  1. kanser tipi
  2. kanserin evresi (yayılım durumu) ve,
  3. kanser ilaçları ile tedavi edilip edilmediği ile çok yakın ilişkili olabileceğini ortaya koymuştur.

Derin Ven Trombozu: Basit Bir Kan Pıhtısı Mı?

Her köşesinde mucizelerin bulunduğu vücudumuz içerisinde her saniye kan pıhtılaşması ve erimesi (sorunsuzca, haberimiz olmadan) oluşmaktadır. Kan pıhtılaşması ile ilgili daha detaylı bilgi için bu yazımı okumanızı öneririm. Kan pıhtısının oluşması kadar, eritilmesi de oldukça önemli ve karmaşık bir süreçtir. Bu sürecin herhangi bir aşamasında ortaya çıkan aksama durumunda toplardamar içerisinde kan pıhtılaşması gerçekleşir. Genellikle yeni oluşmaya başlayan bu kan pıhtısı bacak bölgesinde diz ve diz altı toplardamarları içerisinde yer alır.

Kan pıhtısının oluştuğu ilk dönemlerde, gerek pıhtının daha yumuşak, gerekse de pıhtı miktarının daha az olması nedeniyle, çoğu zaman bu kan pıhtısı sorunsuzca sistemden veya bacak toplardamarı içerisinden haberimiz olmadan uzaklaştırılır. Ancak, kanser varlığınında içerisinde bulunduğu çok farklı nedenlere bağlı olarak kan pıhtısı eritilemez, ortadan kaldırılamaz. Bu durumda bacak diz altı toplardamarı içerisinde yeni oluşmaya başlayan kan pıhtısı, zaman içerisinde büyüyerek toplardamarı tıkama noktasına gelir. Bu duruma biz derin ven trombozu adını veriyoruz.

Derin ven trombozu, toplardamar içerisinde tıkayıcı etkiye neden olmasının yanında bu pıhtının parçalanması ve oluşan bu daha küçük parçaların toplardamar kan akımı yoluyla daha uzak bölgelere taşınması ile daha ciddi durumlara neden olur. Toplardamar içi kan pıhtısının parçalanması ve kan akımı yoluyla akciğerlere kadar taşınması sonucunda ise; son yıllarda giderek artan oranda karşımıza çıkan ve oldukça ciddi bir durum olan akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olur. Bu konu ile ilgili detaylı bilgi verdiğim bu yazımı lütfen okuyun. Yaşamı kısıtlayan, bu durum ile ilgili site içerisinde farklı yazılarımı toplu halde okumak isterseniz, yazılarımın tamamı bu bağlantıda mevcut.

Kanser ve Derin Ven Trombozu

Derin ven trombozu oluşum nedenleri ile ilgili detaylı çalışmalar mevcuttur. Kanser ile derin ven trombozu arasında ortaya çıkan bağlantı konusunda ise kabul edilen teori; vücut içerisinde hızla çoğalan kanser hücrelerinin saldırdığı ve harap ettiği hücre ve dokulardan salınan bazı kimyasal maddelerin karmaşık bir mekanizma olan kan pıhtılaşmasını tetiklediği yönündedir. Buna ek olarak, bazı kanser türlerinde, kanser hücresinin kendisi de kan pıhtısını oluşturan maddeleri salgılamakta ve derin ven trombozu oluşumuna doğrudan katkıda bulunmaktadır.

Kanser ile birlikte toplardamar kan pıhtılaşmasını genellikle 3 farklı bölgede görmekteyiz. Bunlar;

  1. derin ven trombozu
  2. akciğer embolisi
  3. vücut içi organlar veya dalak toplardamarı içerisinde pıhtılaşma.

Kanser Hastalığı Bulunanlarda Derin Ven Trombozu Gelişimi İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

Kanser teşhisi konulmuş olan hastalar arasında, derin ven trombozu gelişimini hızlandıran bazı özel durumlar mevcuttur. Bunları sıralayacak olursak;

  1. kanser veya kanser dışı bir nedenle ameliyat olma durumu
  2. hastaneye yatış sıklığı ve durumu
  3. hareketsizlik veya uzun süreli yatma gereksinimi
  4. tedavi amacı ile kalıcı veya geçici santral venöz kateter yerleştirilmesi
  5. kemoterapi (ilaç tedavisi)
  6. yeni ve gelişmiş moleküler hedef odaklı tedaviler

Hangi Kanser Türünde Derin Ven Trombozu Daha Sık Gözlenir?

Kanser türlerinin hemen tamamında, derin ven trombozu gözlenme oranları yüksektir. Ancak. özellikle;

  • böbrek
  • beyin
  • karaciğer
  • akciğer
  • yumurtalıklar (over)
  • pankreas
  • mide
  • rahim (uterus)
  • lösemi
  • lenfoma
  • metastatik (yayılım gösteren) kanser türlerinde derin ven trombozu gözlenme oranları oldukça yüksektir.

Üzücü ama bizim kabul ettiğimiz bir gerçek; derin ven trombozu gelişenlerde kanser taramasının yapılmasının gerekliliğidir. Bilimsel çalışmalarda bunu destekler niteliktedir. Derin ven trombozu gelişen her 10 hastadan birisinde, ortalama bir yıl içerisinde kanser gelişme olasılığı oldukça yüksektir.

Tersine ve ilginç bir durum da; herhangi bir nedene bağlı olmadan karşımıza çıkan toplardamar kan pıhtılaşması hastalarında, teşhisin konulduğu ilk yıl ortaya çıkan kanser varlığıdır. Bu nedenle, derin ven trombozu veya akciğer embolisi ile karşımıza çıkan hastalar arasında kanser ortaya çıkma olasılığını da göz önünde bulundurmak oldukça önemlidir.

Kansere Bağlı Ortaya Çıkan Toplardamar Kan Pıhtılaşması Karşımıza Nasıl Çıkar?

Kan pıhtılaşması, kanserli hastalarda her zaman karşımıza toplardamar içerisinde çıkmayabilir. Bu durum,

  1. derin ven trombozu
  2. akciğer embolisi (pulmoner emboli)
  3. atardamar tıkanması (arteryel tromboz)
  4. endokardit (kalp iç yüzeyinin iltihabı)
  5. yüzeysel toplardamar iltihabı
  6. takılan tedavi edici kateterlerin (plastik borucuk) tıkanması
  7. karaciğer içerisi toplardamarların tıkanması ile karakterize hastalıklar olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Kanser Hastalarında Toplardamar Pıhtılaşması Sıklığı Nedir?

Kanserli hastalarda, kan pıhtılaşması riskinin yüksek olduğu oldukça eskiye dayanan bir bilgidir. Kanser teşhisi konulan hastalarda, toplardamar kan pıhtılaşması riski, kanser hastalığı bulunmayanlara oranla 4 ile 7 kat daha fazladır. Farklı çalışmaların ortak bir sonucu olan bu durum birazdan daha detaylı olarak bahsedeceğim kanser tiplerinde biraz daha farklılık göstermektedir.

Toplardamar kan pıhtılaşması, kanserli hastaların ölüm nedenleri arasında 2. nedendir. Kanserin teşhis edildiği süre ile yakın bağlantılı bir durumdur. Genellikle, kan pıhtılaşmasının birlikte bulunduğu kanser hastalarında ölümler; kanserin teşhisinin konulduğu ilk dönemde, diğer dönemlere göre biraz daha fazladır.

Kanserlilerde Toplardamar Kan Pıhtılaşması Neden Daha Sık Görülüyor?

Kanser teşhisi konulanlar arasında kan pıhtılaşmasının neden daha fazla oranda ortaya çıktığı konusunda günümüzde henüz tam olarak kabul edilmiş bir ortak fikir birliği mevcut değildir. Farklı nedenlerin, bir arada olduğu, karmaşık bir durumdur aslında bu.  Kabul edilmiş olan teorilerin ana başlıklarını sıralayacak olursak;

  1. kanser hücrelerinin birbirleri ile olan iletişimleri
  2. kanserli kişinin kendi hücreleri
  3. pıhtılaşma sistemi, karşımıza çıkmaktadır.

Yine basit ve sıralı olarak kanser ile kan pıhtılaşması gelişimi açısından risk faktörlerini sıralayalım;

  1. kanserli kişinin fiziksel durumu
    1. ileri yaş
    2. obezite
    3. kadın cinsiyeti
    4. zenci ırk
  2. kansere bağlı faktörler
    1. kanserin kendi hücresel özellikleri
    2. kanserin evresi
    3. kanserin teşhisinin konulması sonrası geçen süre
  3. kanser tedavisi ile ilgili faktörler
    1. hastaneye yatış sıklığı
    2. kanser tedavisi
    3. özel ilaçların kullanımı (eritropoetin uyarıcı tedavi)
    4. santral venöz kateter takılması
  4. kanda bulunan belirteçler
    1. kanser tedavisi öncesi trombosit sayısının 350000/mmüzeri olması
    2. kanser tedavisi öncesi lökosit (akyuvar) sayısının 11000/mm3 üzeri olması
    3. artmış D-dimer seviyeleri
    4. artmış C reaktif protein seviyeleri
    5. yüksek P selektin seviyeleri
    6. Faktör V Leiden mutasyonu varlığı
    7. Protrombin 20210A varlığı

Kanser Tedavisi (Kemoterapi) ve Derin Ven Trombozu

Blog içerisinde farklı yazılarımda ve bu yazımda da belirttiğim gibi, derin ven trombozu birbirleri ile doğrudan bağlantısı olmayan, farklı nedenlere bağlı olarak gelişen ve karşımıza çıkan bir hastalıktır.

Derin ven trombozunun kanser tipleri ile olan bağlantısı konusunda hemen her gün bir araştırma ve sonuçları ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda odak noktası olan bir diğer konu da; kanser tipinden bağımsız olarak, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların (kemoterapi) da derin ven trombozu gelişimine neden olduğu yönündedir. Bu ilaçlar arasında;

  • Epoetin
  • Tamoxifen
  • Thalidomide, üst sıralarda yer almaktadır.

Kanser Hastalarında Toplardamar Kan Pıhtılaşması Tedavisi Nasıl Olmalı?

Kanser hastalarının mevcut tedavilerine ek olarak, toplardamar kan pıhtılaşması yüksek riski nedeniyle ek bir tedavi uygulamaları önerilmektedir. Bu tedavinin amacı, yaşam kalitesini yükseltmek ve ölüm dahil ortaya çıkabilecek olumsuz durumların önlenmesidir.

Günümüzde, kanserli hastalarda toplardamar kan pıhtılaşması tedavisi için düşük molekül ağırlıklı heparin ilk seçenektir. Bunun önemli nedenleri arasında; tek doz şeklinde hastalar tarafından uygulanabilir olması, diğer antikoagülanlar gibi herhangi bir test yöntemi ile takip edilme gereksiniminin olmaması ve hastaneye yatırılmadan ayaktan hastalara yapılabilmesi bulunmaktadır. derin ven trombozu ve kanser ilişkisi

Kanserli hastaların tedavisinde düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisi karşımıza çıkan ilk toplardamar pıhtılaşması durumunda genellikle 6 – 12 ay arası süre ile önerilmektedir. Kanserin tipi ve diğer bazı faktörlere bağlı olarak çoğu zaman bu süre genellikle biraz daha uzatılabilmektedir.

Kumadin (Coumadin) ağızdan kullanılan antikoagülanlar arasında tarihsel bir öneme sahiptir. Günümüzde, kanserli hastalarda karşımıza çıkan toplardamar kan pıhtılaşması durumunda tedavi sırasında karşımıza çıkan sorunlar nedeniyle kullanımı tercih edilmemektedir. Bu sorunlar arasında; tedavi edici dozların kontrolünün kanserli hastalarda güç olması, ilacın etkinliğinin kanser varlığında değişken olması gibi nedenler bulunmaktadır.

Kanserli Hastalar ve Toplardamar Kan Pıhtılaşmasında Karşımıza Çıkan Özel Durumlar

1- Böbrek Yetmezlikli Hastalarda İlaç Tedavisi

Kanserli hastalar arasında böbrek yetmezliği oldukça yüksek oranda karşımıza çıkabilmektedir. Düşük molekül ağırlıklı heparin’in böbrek yolu ile atılması nedeniyle, tedavi sırasında ilacın birikim riski göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılan bilimsel çalışmalar, son kuşak düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisinin böbrek yetmezliği bulunan hastalarda, diğer kuşaklara göre daha güvenli olduğu yönündedir.

2- Vena Kava Inferior Filtresi Konulması

Son yıllarda farklı merkezlerin yaptığı uygulamaların sonuçlarını içeren bilimsel çalışmalara göre kanserli hastalara Vena Kava Inferior filtresi konulmasının etkinliği ve uygulamanın güvenliği oldukça sınırlıdır. Başka bir deyişle, seçilmiş belli bir grup kanser hastasında bu tedavi tercih edilmelidir.

Vena Kava Inferior filtresi kullanımı, günümüzde artık antikoagülan tedavi uygulamasının tolere edilmediği veya bu ilaç tedavisinin çok riskli olduğu hastalar için tercih edilmektedir. Özellikle kanama riski yüksek hastalar veya aktif bir şekilde kanayan hastalar arasında toplardamar kan pıhtılaşması gelişim riski mevcutsa, Vena Kava Inferior filtresi konulması yine de riskli bir seçenek olarak değerlendirilmelidir.

3- Tesadüfen Saptanmış Toplardamar Kan Pıhtılaşması Durumu Tedavisi

Tesadüfen veya kanser ile ilgili tetkikler sırasında saptanmış olan toplardamar kan pıhtılaşmasının kanserli hastalar arasında saptanma oranı yaklaşık olarak %6 civarındadır. Bu hasta grubunda, eğer herhangi bir zorlayıcı faktör veya durum yoksa kan sulandırıcı tedavi hemen başlanılmalıdır.

4- Kateter İle Bağlantılı Toplardamar Kan Pıhtılaşması Tedavisi

Kanser hastaları arasında kateter ile bağlantılı kan pıhtılaşması durumu olayın tekrarlaması ve olası kötü komplikasyonların gelişimi açısından düşük riskli bir durumdur. Bu nedenle, santral venöz kateterin çıkarılması ve düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisi uygulaması önerilmektedir. Çoğu zaman bu tedavi 3 – 5 gün süre içerisinde etkili olmaktadır. Eğer, kateterin yerinde kalması zorunluluğu mevcutsa en az 3 ay düşük molekül ağırlıklı heparin tedavisi önerilmektedir.

Kanser Hastaları Arasında Toplardamar Kan Pıhtılaşması Gelişlim Riskinin Tahmin Edilmesi

Kanser hastaları arasında, toplardamar kan pıhtılaşması gelişimi ile ilgili risk faktörleri konusunda daha önceden bilgi vermiştim. Khorana ve arkadaşlarının birlikte sunduğu bir risk-analiz tablosunu paylaşmak istiyorum. Bu tablo da verilen özelliklerin yanında bulunan değerlerin toplamı ile elde edilen rakam, bize kanser hastalığı sırasında toplardamar kan pıhtılaşması gelişim riski hakkında oldukça doğru bilgi vermektedir. Buna göre;

  • kanser yerleşim bölgesi
    • çok yüksek riskli kanser türleri (beyin, mide ve pankreas primer kanserleri) – kan pıhtılaşması risk değeri 2
    • yüksek riskli kanser türleri (akciğer, lenfoma, jinekolojik, genito-üriner (prostat ve mesane hariç) kanserler) – kan pıhtılaşması risk değeri 1
    • düşük riskli kanser türleri (meme, kolorektal veya kafa ve boyun kanserleri) – kan pıhtılaşması risk değeri 0
  • diğer özellikler
    • trombosit (platelet) sayısının 350.000/mm3 üzeri olması – kan pıhtılaşması risk değeri 1
    • eritrosit büyüme faktör kullanımı (eritropoetin) – kan pıhtılaşması risk değeri 1
    • lökosit sayısının 11.000/mm3 üzeri olması – kan pıhtılaşması risk değeri 1
    • vücut kitle indeksinin (BMI) 35kg/m2 üzeri olması – kan pıhtılaşması risk değeri 1
    • eriyebilir P selectin değeri 53.1ng(ml üzeri olması – kan pıhtılaşması risk değeri 1
    • D-dimer seviyesinin 1.44mikrogram/ml üzeri olması – kan pıhtılaşması risk değeri 1

Sonuçları yorumlamak için, mevcut kan pıhtılaşması değerlerinin toplanması gerekiyor. Eğer toplam değer;

  • 0 ise: düşük risk
  • 1 – 2 ise: orta derece risk
  • 3 ve üzeri ise: yüksek derece risk bulunmaktadır.

Yeni Nesil Kan Sulandırıcılar (YOAK) ve Kanser Tedavisi

Son olarak, hayatımıza yeni giren son kuşak yeni nesil ağız yoluyla kullanılan kan sulandırıcı ilaçlardan (YOAK) bahsetmek istiyorum. Bu ilaçlar, hastalar ve doktorlar tarafından son yıllarda giderek artan oranda tercih edilmekte ve kullanılmaktadır. Bunun en önemli nedeni, bu kuşak ilaçların tedavi etkinliğinin alternatif tedavi seçenekleri içerisinde yer alan Kumadin gibi laboratuvar testi ile takip edilme gerekliliğinin olmamasıdır. Ağız yoluyla kolaylıkla alınabilir olması ve besin ve/veya ilaçlar ile etkileşim oranlarının daha düşük olması da diğer tercih edilme nedenleri arasındadır. Kanser hastaları arasında bu ilaçların kullanımı ile ilgili henüz tam ve detaylı bilimsel bir çalışma ve sonuçları bulunmamasa da, belirttiğim nedenlerden giderek artan oranda kullanılmaktadırlar. Bilimsel sonuçların ortaya çıkması oldukça yakındır.

Bu yazı ile çok yakın ilişkili olan diğer yazım akciğer kanseri ve derin ven trombozu’nu okumak isterseniz, bağlantısı burada.

Yazımın sonuna geldim, konu ile ilgili bana sormak istediklerinizin olduğunu tahmin ediyorum. Bu amaçla, sorularınız için bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, yine her yazımın sonunda da belirttiğim gibi lütfen sorunuzu sormadan önce bu yazımı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

 

Cevap Yaz

WhatsApp WhatsApp'tan Yaz