Doğum Kontrol Hapları ve Varis

Doğum Kontrol Hapları ve Varis

Doğum kontrol hapı varis yapar mı? Bu sorunun yanıtını birçok hastam hep merak etmiştir. Yanıtını bilimsel olarak vermek gerekirse, doğum kontrol haplarının kullanımın, varis’e neden olduğu ile ilgili tam bir bağlantı mevcut değildir. Birden rahatladığınızı düşünebilirsiniz… Ancak, bu yanıtın bir ama bölümü de mevcut. İşte, bugün bu yazıda biraz bu ama bölümünden ve doğum kontrol haplarının kullanımında sizi nelerin beklediğinden bahsedeceğim. Doğum kontrol hapları ve varis

Doğum Kontrol Hapları ve Varis

Doğum kontrol haplarının (DKH) ne işe yaradıkları konusunda detaya girmeyeceğim. Ancak, adından da anlaşılacağı üzere, doğum kontrolü amacı ile kullanılan ilaçları olduğunu anlıyoruz. Doğum kontrolünü nasıl sağladıkları konusuna biraz değinmek zorundayım, çünkü kullanımı ile ilgili asıl riskler burada, içerdikleri maddelerde bulunuyor. Bu riskler, basit olarak, kılcal damarların oluşumunu tetiklemelerinden ölüm nedeni olmalarına kadar geniş bir yelpaze içinde bulunuyor.

doğum kontrol hapları ve varis

Doğum kontrol hapları ve varis

Doğum Kontrol Hapları ve Riskleri: Doğum Kontrol Hapı ve Aspirin Kullanımı

Hemen aklınıza şu soru geliyor değil mi? Madem bu kadar güvensiz ve tehlikeliler, o zaman neden bu kadar yaygın olarak kullanılıyorlar? Bir hekim olarak, bu soruya gerekli oldukları için yanıtını verebilirim kolayca. Basit olarak, şöyle açıklıyayım; kan sulandırmak için kullanılan Aspirin örneğine bakalım. Aspirin, içerdiği asetil salisilik asit ile, atardamar tarafında kanı sulandıran (antiaggregan) bir ilaçtır. Halen, dünyada bu amaçla en çok kullanılan ilaç olma özelliğini korumaktadır. Ancak, bu kadar yaygın kullanılan Aspirin’in normal dozda kullanımında bile ortaya çıkan gastro-intestinal kanama riskini bilmeyen sanırım yoktur aramızda. Hatta, yakın zamana dek bu riskinden dolayı kullanımını sınırlandırma, daha yeni ve daha az yan etkiye sahip ilaçların kullanımını arttırmaya yönelik çalışmalar yapıldı, yayınlar ortaya çktı. Ama hiçbirisi, Aspirin’in günlük kullanımını etkilemedi. Dediğim gibi, yeni çıkan kan sulandırıcılara rağmen halen günümüzde bu amaçla ilk tercih edilen ilaç olma ünvanını kimseye kaptırmayacak gibi. Bu örnekleri çoğaltmak, farklı ilaçlara uygulamak mümkün. Ancak, demek istediğim, her ilaç bir yarar ve zarar profili ile gelmektedir. Burada, kullanımından elde edilecek kazanç ve zararların teraziye konulması önemlidir. Amaç, eğer kontrasepsiyon (korunma) ise o zaman, uygulanabilecek, diğer alternatif yöntemlerle beraber doğum kontrol hapları birlikte değerlendirilerek bir nihai karar varılmalıdır.

Doğum Kontrol Hapları ve Varis

Neyse, konu dağılıyor. Aslında, sonunda söyliyeceğim şeyleri önceden söylüyormuşum gibi hissettim şimdi. Evet, tekrar konuya dönecek olursak, günümüzde kullanılan DKH’ların hemen hepsinde östrojen ve progesteron bulunmaktadır. Bunlara aslında kombine DKH’ları adı da verilmektedir. İçerdikleri progesteronun tipine göre de ikinci veya üçüncü sınıf doğum kontrol hapları olarak sınıflandırılırlar. Bir diğer DKH tipi ise, akne tedavisinde de sıklıkla kullandığımız, anti-androjenik etkisi çok güçlü olan Cyproterone içerenlerdir. Son grup DKH ise, sadece progesteron içeren ve halk arasında da mini hap olarak bilinenidir.

DKH’lar içerdikleri östrojen ve progesteron nedeniyle vücudumuzda yeni toplardamarların oluşmasına neden olurlar. Temel etkileri aslında yeni damarların oluşumu üzerindedir. Genetik olarak yatkınlığın bulunduğu durumlarda, DKH’ları kılcal damar gelişimini arttırır. DKH’ları ve kılcal damarların gelişimi üzerine ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum. Burada, DKH’ları ve bunların daha ciddi etkilerinden bahsetmek istiyorum.

DKH’ları ile varis arasında doğrudan bir bağ olmadığını söylerken aslında, bu ilaçların sanıldıkları kadar masum olmadıklarını da belirtmek isterim. Evet, DKH’ları belki varise neden olmuyor ama çok daha ciddi birbiri ile yakın iliişkili iki duruma neden oluyorlar. Bunlardan birincisi derin ven trombozu (DVT) ve ikincisi pulmoner emboli (PE, akciğer embolisi) dir.

DKH’ları içerdikleri östrojen’e bağlı olarak karaciğer’de üretilen pıhtılaşma faktörlerini doğrudan etkileyerek pıhtılaşmaya eğilimi arttırırlar. Bunun sonucunda da, öncelikle derin bacak toplardamarlarında pıhtı oluşur. Ancak, DKH kullanan her kadında bu duruma rastlamamaktayız. Pıhtı oluşumu için diğer risk faktörlerine gereksinim vardır. Bunları sırasıyla gözden geçirecek olursak;

Doğum Kontrol Hapları ve Varis: Uzun Uçak ve Araba Yolculuğuna Dikkat

Uzun süreli seyahatlar, bacak toplardamarlarında kanın birikmesine, göllenmesine neden olur. Buna bağlı olarak, pıhtılaşma eğiliminde artış gözlenir. DVT’li hastalarımın büyük çoğunluğunda, DKH kullanımı ile beraber uzun süreli seyahat öyküsü bulunmaktadır. Bu nedenle, seyahata çıkacak olan her hastama verdiğim öğüt hep aynı olur; uçak veya otobüste nerede olursanız olun, koridor tarafından koltuk rezerve edin, hemen her daim hareket etmeniz lehinize olacaktır diye. Koltuk seçimi ve önemi ile ilgili olan bu yazımı (derin ven trombozu ve uçak koltuk seçimi) okumanızı tavsiye ederim. Eğer, kendi aracınızla seyahat ediyorsanız da, 2 saatten uzun olmayacak şekilde, mola veriniz. Mola sırasında ise, en az 10 – 15 dakika hareket ediniz. Ayrıca, doğum kontrolü veya diğer tıbbi amaç nedeniyle DKH kullanan hastalarıma da, diz üstü veya altı, hafif basınçlı seyahat kompresyon çorabı giymelerini öneriyorum. Derin ven trombozu ve uçak yolculuğu ile ilgili yazdığım bu yazı (derin ven trombozu ve uçak seyahati) ilginizi çekecektir.

Genetik Mutasyonlar, Aile Öyküsü:

Bazı insanlarda pıhtılaşma daha ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun nedeni, pıhtılaşmayı sağlayan kan faktörlerindeki bir genetik mutasyondur. En sık karşımıza çıkan durum ise Faktör 5 Leiden mutasyonu (derin ven trombozu ve Faktör V Leiden mutasyonu)dur. Toplumda, her 100 kişiden, 5’inde gözlenen bir durumdur. Bu durumun saptandığı kadın hastaların, östorjen kullanmamaları gerekmektedir. Günümüzde kullanılan yöntemler halen bu tanı için pahalı yöntemlerdir. Rutin olarak kullanımından çok, ailesinde pıhtılaşma hastalığı öyküsü bulunanlara uygulanmaktadır. Ancak, yakın bir gelecekte bu genetik mutasyonun tanısı daha kolay ve ucuz yöntemlerle hızla yapılabilecektir. Gebelik ve Faktör 5 Leiden mutasyonu ile ilgili, yazımı okumak isterseniz, buradan (Faktör V Leiden mutasyonu ve gebelik) ulaşabilirsiniz.

Obezite ve Sigara İçimi:

Her iki durumun birlikte olması halinde, pıhtılaşmanın gözlenme oranı ciddi oranda artmaktadır. Genel olarak, 35 yaş üzeri, sigara içen kadınların DKH’nı kullanmaları birçok kaynak tarafından da belirtilmektedir.

Ameliyat ve Hastanede Yatış:

Aslında bu iki durum, uzun süreli hareketsizlikle beraberdir. Bu nedenle, DVT riskini arttırmaktadır. Hastanelerde, çoğu zaman koruma amaçlı olarak, özel çoraplar (giydirilen beyaz – mavi renk karışımlı çorapları anımsarsınız belki) ve hava ile şişip, otomatik olarak inen ve her iki ayağa giydirilen sargı – çorap sistemleri kullanılmaktadır. Daha da riskli hastalarda ise, ameliyattan önce kan sulandırıcı iğne veya hap tedavisine başlanılır. Bu noktada hastalarıma, bana neler yapabilirim diye sorduklarında verdiğim yanıt hep aynı oluyor; ameliyatınızdan sonra, ayağa kalkabildiğiniz en erken sürede kalkın ve düzenli olarak yürümeye başlayın.

İlerlemiş Varis:

DKH’ların varis nedeni olduklarına dair bilimsel bir veri mevcut değildir. Ancak, öncesinde varisi olanlarda, genişlemiş, eğri – büğrü hal almış toplardamarlar içerisindeki yavaşlamış kan akımı nedeniyle pıhtılaşmaya eğilim artmıştır.

İleri Yaş:

DVT veya yüzeyel toplardamar içerisinde pıhtılaşma durumundaki en etkili risk faktörü, ilerlemiş yaş’tır. Gerçekten de, yaşlılarda pıhtı oluşum oranı, genç olanlara göre daha yüksektir. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan, orta veya ileri yaş grubundaki kadınlarda DKH’ların kullanımındaki risk yüksek değildir.

Gebelik:

Bir kadın için, yaşamı boyunca pıhtı oluşumu açısından belkide en yüksek riskin bulunduğu dönem gebelik dönemidir. Gebelik sırasında, fizyolojik olarak kanın pıhtılaşma riski, gebe olmayan aynı durumdaki kadınlara kıyasla yaklaşık olarak 5 kat daha fazla oranda artmaktadır.

Tüm anlattıklarım size, DKH’nın DVT yapma potansiyelleri hakkında sanırım bir ön bilgi sağlamıştır. Size önerim, eğer korunma amaçlı DKH’nı kullanmayı düşünüyorsanız, bu konuyu, ilaçların çeşitlerini, her ilaçın riskini ve size uygun diğer alternatif korunma yöntemlerinin neler olabileceğini kadın – doğum uzmanınızla detaylı olarak konuşmanız olacaktır. Belki de pıhtı riski en düşük olan sadece progesteron içeren DKH size uygun bir seçenek olabilir. Her ne kadar, sağlıklı kadınlarda DKH kullanımına bağlı pıhtı oluşum riski düşük ise de, eğer pıhtı oluşumu ile karşılaşırsanız o zaman bu oran sizin için %100 olup, istatistiksel olarak anlamlı bir hale dönecektir.

Yazı planladığımdan uzun oldu, ancak gerçekten çok önemli bir konu. Hastalarımın belki de bana yönelttikleri en önemli sorulardan birisi. Bu nedenle biraz fazla uzun olduğu için kusura bakmayın.

DVT Nasıl Fark Edilir?

Peki, bacaklarımızda oluşan DVT’yi nasıl fark edeceğiz? Pıhtının toplardamar içerisinde yerleşmesi ile, çoğu zaman hastalarım ilk olarak, daha önce hiç rastlamadıkları tipte bir ağrı ile başladığını belirtmektedirler. Genellikle ağrının ilk başladığı bölge, pıhtının ilk olarak oluştuğu bölge olmaktadır. Daha sonra, takip eden birkaç saat içerisinde ise pıhtının oluştuğu bölgede (ki çoğunlukla bacak, diz altı) ortaya çıkan şişme ve bacakta kasılma, hareket sırasında ortaya çıkan anormal ağrı gözlenir. Bazen ilk belirti eğer akciğerlere doğru pıhtı ilerlemişse şiddetli göğüs ağrısı, nefes almakta zorluk olabilir. Eğer bahsettiğim bu belirtilerden birisini fark ettiyseniz, erken dönemde tedavi şansını kaybetmemek için lütfen bir hekim veya sağlık kuruluşuna acilen müracaat ediniz. DVT’nin fark edilmesi ile ilgili olarak, lütfen bu yazımı (derin ven trombozu belirtisi) okuyunuz.

Evet, burada bitiriyorum.

Eğer, sizin de varis, ve damar sağlığı ile ilgili sormak istedikleriniz veya eklemek istedikleriniz varsa, bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, soru sormadan önce lütfen bu yazımı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Cevap Yaz