Kalp Krizi Belirtileri: Erken Tanı Neden Önemli?

Kalp Krizi Belirtileri: Erken Tanı Neden Önemli?

Merhaba. 2015 yılının son yazısı olacak bu. 2016, için şimdiden çoğumuz hazırlıkları tamamladı. Eski yılı gönderirken, yeni yıla merhaba diyeceğiz. 2015, bazıları için zor bir yıl oldu belki de. Yeni yıla, şimdiden umut ile bakıyoruz. Yılın son yazısını, bizim en sık karşılaştığımız bir durum olan kalp krizi ile ilgili yazayım dedim. Kalp krizi belirtileri ve erken tanımak neden önemli?

Kalp krizi belirtileri: erken tanımak neden önemli, kriz belirtilerini erken farkedenler daha mı şanslı oluyor?

Kalp krizi, yetişkinlerde ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Şanslı olabilen hastaların çoğu, belirtilerin farkına varamadıklarını, kriz gelişene dek normal hayatlarını sürdürdüklerini ifade ediyorlar.

Aslında, durum genellikle pek böyle olmuyor. Kalp krizi, aniden gelişmeden önce, aylar öncesinde genellikle hastalarda (ki bu hastalara, koroner arter hastası adı veriliyor) genellikle göğüs ağrısı (sol kol iç tarafına vuran, bazen alt çeneye doğru yayılan) bir ağrı ortaya çıkmaktadır. Bu ağrı, yanma tarzında olmaktadır. Yanma hissini, bazen ağır yenen bir yemeğe bağlı mide yanması olarak benzeten hastalarım da olmakta. Son aylarda, ortaya çıkan bu durumu genellikle kendimize kondurmak istemeyiz. Farklı hastalıklar ile eşleştirmek bizi daha da rahatlatır. Ancak, kendimizi kandırdığımız bir durumdur bu.

Son yıllarda yapılan ve Amerikan Kardiyoloji Derneği’nin prestijli bir dergisinde yayınlanan bir araştırma; kalp krizi semptomlarını tanımakta geçiken hastaların, kalp sağlıklarını ciddi anlamda riske ettiklerini ortaya koymuştur.

Kalp krizi belirtileri ne kadar erken tanınırsa, sonuçlar daha iyi olmaktadır

Kalp krizi tanısı konulduktan, perkütan girişim yapılana dek geçen süre çok önemli bir süredir. Bu sürenin olabildiğince kısa olması için, Amerika’da 2006 yılında yapılan düzenlemeler sayesinde artık kalp krizi ile daha ciddi mücadele edilebilmektedir.

Beyin, kalp ve böbrek; oksijensiz kalma konusunda fazla toleransları olmayan organlardır

Muhteşem bir makina olarak tasarlanan vücudumuzda; beyin, kalp ve böbrek dışındaki organlar oksijensizliğe farklı derecelerde dayanabilmektedir. Kesintiler, ciddi anlamda bu organları etkilememektedir. Ancak, beyin, kalp ve böbrekler için durum maalesef tersinedir. Bu üç organ, yüksek enerji gereksinimi ile çalışan organlar oldukları için, kan ile sağlanan oksijen miktarında ortaya çıkan ani kesintilere karşı savunmasızdırlar.

Kalp krizinde tıkaç oluşumu

ST elevasyonlu (yükselmeli) kalp krizi, beyin, kalp ve böbrek kan akımını doğrudan etkilemektedir

ST elevasyonlu kalp krizi, ciddi bir durum olup, üç organın (beyin, kalp ve böbrek) kan akım miktarlarını doğrudan etkileyebilmektedir. Kalpte kan akımının bloke olduğu alana ve kan akımı kesinti süresine bağlı olarak, etkileşimin boyutu değişmektedir. Amerika Kardiyoloji Derneği, bu sürenin 90 dakika altında olmasını tavsiye etmektedir. 2006 yılında başlatılan bir program ile, günümüzde ST elevasyonlu kalp krizi geçiren hastaların yaklaşık %90’ına kalp kasına kan akımı sağlanırken, her 3 hastadan bir tanesinde ise kan akımı bu süre içerisinde sağlanamamaktadır.

Kalp Krizi Sonrası Kalbin Görünümü

Kalp Krizi Sonrası Kalbin Görünümü

Kalp krizi geçiren, yaklaşık 2000 hastanın incelendiği farklı merkezleri içeren bir çalışmada, hastalar yakınmalarının başlangıcından tedavi edilebildikleri geçen sürelere göre; 2 saat ve altı, 2 – 4 saat arası ve 4 saatten daha uzun olarak 3 ana gruba ayrılmışlar. Araştırma sonuçlarının analizi; kalp krizi yakınmaları ortaya çıktıktan 2 – 4 saat ve üzeri olanlarda, kan akımının tam olarak sağlanabilmesi oldukça zor olmakta ve bu hastalar genellikle 3 yıl içerisinde kaybedilmektedirler.

Zaman, gerçekten kalp krizi geçiren hastalar için ölçülemez derece de değerlidir. Erken girişim, geri dönüşümsüz olayların başlamadan durdurulmasını sağlamaktadır.

2015 yılının, son gününde bu vesile ile, size sağlıklı ve mutlu bir yeni yıl dilerim. Sevdiklerinizle, gönlünüze göre, dolu – dolu yaşayacağınız anlar diliyorum. Bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, sorunuzu sormadan önce lütfen bu yazıyı okuyunuz.

Sağlıkla kalın.

Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Cevap Yaz