Tuz ve Sağlığımız: Nedir Bu Tuz Denilen Şey?

Bugün, biraz farklı bir konudan bahsetmek istiyorum sizlere. Tuz ve sağlığımız bahsetmek istediğim konu.  Bu konu, dolaylı olarak varisleriniz ile de ilgili. Şimdi, arkanıza yaslanın ve yazımı okumaya başlayın…

Vücudumuzda su, farklı olarak iki bölgede bulunur. Birisi hücrelerin içi, diğeri ise hücrelerin dışı. İşte, hepimizin sağlığı aslında, bu iki bölgedeki suyun dengesine bağlıdır. Bu dengenin sağlanmasında en etkin rolü de, tuz oynar. Ne kadar ilginç değil mi, bu denge olayı yaşamın her kesiminde karşımıza çıkıyor.

Tuz ve Sağlığımız: Tuz Sağlıklı Olmak İçin Gerekli Mi?

tuz ve sağlığımız

muratart / Pixabay

Tuz’un yaşam için gereklidir. Özellikle, denizden çıkarılmış, işlenmemiş tuzun belli oranlarda, günlük tüketilmesinin önemi giderek artmaktadır. Aslında, vücudumuz bir tuz deposudur. Yaklaşık, 450 gram tuz vücudumuzda bulunmaktadır. En başta, alkali metabolizmamız olmak üzere, sağlıklı beden fonksiyonlarımızı sağlamak için tuzun vücudumuza girmesi gerekmektedir.

Besinlerin öğütülmesi, vücudumuzdaki hücrelere girmesi, kaslarımızın kasılmasını sağlayan sinir hücrelerinde elektriksel aktivitenin sağlanması gibi saydığım bir kaç fonksiyonda bile tuz, en hayati görev noktalarında bulunmaktadır. Son yıllarda daha detaylı olarak araştırılan ve yazılan vücudumuzdaki alkali ortamın gerekliliğini sağlayan, sodyum bikarbonat’ın üretimi içinde tuz oldukça önemlidir.

İşlenmemiş, doğal hali ile deniz tuzu, içeriğindeki yüksek Kalsiyum ve Magnezyum oranları ile, rafine edilmiş tuzdan hemen ayrılır.

Aslında, farkında bile değilizdir, çok yorgun, halsiz olduğumuzda bile vücudumuz tuz depolarını bitirmiş, tuz arayışına girmiştir. Bu durumu, farklı olarak yorumlarız çoğu zaman.

Tuz ve Sağlığımız: Tuzsuz Olmaz Diyenler Haklı Mı?

  • Tuz olmadan aslında, bir yaşam düşünülemez. Vücudumuzda, metabolik olaylar sonucunda ortaya çıkan asidik durumun, dengelenmesini (nötralizasyonunu) tuz sağlamaktadır.
  • Tuz aynı zamanda, ağız yoluyla alınan gıdaların, barsak sisteminden emilmesinde de etkin bir rol oynamaktadır.
  • Tuz, akciğerlerimizde, özellikle hava yolumuzdan başlayarak alveollere kadar olan yol boyunca, bulunan mukus adı verilen salgının, otomatik olarak temizlenmesinde de etkili bir rol oynar. Bu durum, özellikle akciğerler ve solunum yollarının çok etkilendiği hastalıklardan olan, astım ve kistik fibrozis durumlarında çok daha önemli hal almaktadır. Kistik fibrozis’in tanısında bile “ter testi” adı verilen bir test mevcuttur.
  • Tuz aynı zamanda, doğal bir antihistaminiktir. Allerjik durumlarda, etkili bir savunma silahıdır.
  • Kas kasılma ve kramplarının engellenmesinde rol oynar.
  • Yaşlılığa bağlı osteoporoz (kemik erimesi), tuz eksikliği durumunda daha da belirgin hale gelir. Osteoporoz’un tedavisinde de bu nedenle, tuz eksikliği mevcutsa, öncelikli olarak yerine konulması gerekir.
  • Tuz, etkili bir hipnotik olarak, uykunun düzenli olmasını da sağlar.
  • Yapılan bazı gözlemler, libido kaybında da işlenmemiş deniz tuzunun tüketiminin, erektil disfonksiyon durumlarını düzelttiğini belirtmektedir.
  • Birçok kişi tarafından, vücudun, ruhani tarafı ile fiziksel tarafının birbirine bağlanmasını sağladığına inanılmaktadır.
  • İlginç olarak, bir çoğumuzun zaman zaman yaşadığı bir durum olan, şekerli bir şey yemek istemesi (aşermesi) aslında tuz eksikliğine de bağlı olabilmektedir.
  • Tuz, cildin alkali hale gelmesini sağlar. Bu sayede de, akne, cilt mantarlarına bağlı hastalıklar, sedef ve egzema gibi durumlar tedavi edilir.
  • Tuz, kulak enfeksiyonlarının, araç tutmasının, burun tıkanıklığının ve boğaz ağrısının tedavisinde ev ilaçları kapsamında kullanılan doğal bir ajandır.

Buraya kadar belirttiklerimden anlaşılacağı gibi, tuz olmadan bir yaşam düşünülemez. Ancak, size burada bahsettiğim tuz, aslında doğal olan tuz. Yani rafine edilmemiş tuz. Başka bir değişle, işlenmemiş tuz. Rafine edilmiş (işlenmiş, market tuzu) ile rafine edilmemiş (doğal, deniz tuzu) arasında çok büyük bir fark vardır. Bu fark o kadar büyüktür ki, sağlığımızı ciddi olarak etkilemektedir.

Tuz ve Sağlığımız: Doğal Tuz Tüketiminin Önemi

Eğer, vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışmasını istiyorsak, tüketmemiz gereken tuz, doğal yani işlenmemiş tuz olmalıdır. Marketlerde, hepimizin nerede ise aldığı tuz, aslında tam olarak bir zehirdir. İşlenerek, kimyasallar eklenerek yapılmaktadır. İçerik olarak, %97.5 oranında Sodyum Klorid ve %2.5 oranında da nem tutucu ve İod gibi kimyasal maddeleri içermektedir. Rafine tuzlar, üretim aşamasında yaklaşık 1200 santigrad derecelere dek ısıtılmaktadır. Bu noktada, yüksek ısı çeşitli zararlı kimyasal maddelerin açığa çıkmasına neden olmaktadır. Bu işlem aslında bir çeşit kimyasal pastörizasyon işlemidir. İşlem sonunda ortaya çıkan, tuz doğal tuzdan çok farklı bir yapıdadır. Vücudumuz tarafından tuz olarak, tanınmamakta ve bu nedenle de tuzun etkileşimli olduğu hiçbir sisteme dahil olamamaktadır. Tuz, aldığımızı zannederken aslında tuz almamış olma hali de diyebiliriz buna.

Aslında, durum bu kadarla da kalmamaktadır. Aldığımızı zannettiğimiz tuzu, metabolize etmek için anormal bir enerji ihtiyaçı doğar. Bu esnada ise, vücud sıvı dengesi de bozulur. Doğal olmayan yapıda olan tuz benzeri molekül (tuz diyemiyorum buna) çevresinde su molekülleri birikmeye, toplanmaya başlar. Bunun sonucunda da, hücrelerimizin içindeki su, yön değiştirerek, hücre içinden dışına doğru akmaya başlar. Sonuç ise, hücrelerin susuz kalması (dehidratasyon) durumudur. Bu nedenle, çoğu insan tuz olduğunu sandığımız bu molekülden tükettiğinde kendisini susuz hisseder ve su içme ihtiyacı doğar.

Tuz Yerken Aman Dikkat Edin

Tuz sandığımız bu molekün aslında her 1 gramını nötralize etmek için vücudumuz 23 kat daha fazla hücre suyuna gereksinim duyar. Bu durum da dokularda, sıvı fazlasının toplanmasına (ödem) neden olur. İşte, biz bunu daha çok bacaklarımızda şişme olarak görürüz. Selulit, romatizma, artrit, gut, böbrek ve safra kesesi taşları aslında hep bu dengesizliğin sonucunda ortaya çıkan hastalıklardandır.

Tuz sandığımız bu molekülün, stabil olarak akmasını sağlamak için, rafinerizasyon (işleme) sırasında eklenen Aluminyum Hidroksit ise, en az tuz sandığımız bu molekül kadar zararlıdır. Aluminyum, özellikle beyin dokusu içerisinde birikerek, Alzheimer hastalığına neden olmaktadır.

Son olarak, bir noktayı da açıklığa kavuşturmak istiyorum. Özellikle, hipertansiyon ile tuz tüketimi arasındaki durumu da ifade etmek açısından önemlidir. Doğal olarak elde edilen tuzun tüketiminin, rafine edilerek elde ettiğimiz tuz benzeri moleküldeki gibi yüksek tansiyona neden olmadığının bilinmesi gerekmektedir.

Eğer, sizin de tuz ve sağlığımız ile ilgili sormak istedikleriniz varsa, bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, sorunuzu sormadan önce lütfen bu yazıyı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

p.s.: Bir süre dinleneceğim. Bu nedenle, yazılarıma biraz ara vereceğim. Döndüğümde, yeniden görüşmek üzere.

Cevap Yaz