Vajinal Varisler ve Tedavisi

Vajinal Varisler ve Tedavisi

Merhaba, vajinal varisler ve tedavisi ile ilgili farklı yazılarım mevcut blog içerisinde. Ancak, vajinal varisler ve aslında bağlantılı olduğu durum olan Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu (diğer adıyla Pelvik Venöz Yetmezlik – varis nerelerde olur?) konusunda ciddi bir bilgi eksikliği (ve biraz karmaşası) olduğunu fark ediyorum. Bu nedenle, vajinal varisler ve tedavisi ile ilgili bilgi vermek, pelvik venöz konjesyon (pelvik venöz konjesyon sendromu nedir?) ile olan bağlantısını ortaya çıkarmak, biraz farkındalık yaratmak istiyorum. Bunu neden mi yapıyorum? Yazının sonuna doğru anlayacaksınız.

Şimdi, yazımıza başlayalım…

1- Vajinal varis ve pelvik venöz konjesyon sendromu (pelvik venöz yetmezlik) ne demektir?

Pelvik venöz konjesyon; pelvis bölgesinde lokalize olan kronik ağrı ile beraber varislerin bulunduğu bir tablodur. Peki, biraz daha detaya inelim. Nedir, pelvik venöz konjesyon tam olarak?

Pelvik venöz konjesyon sendromu; menstrüel siklüs (adet, mens) gibi düzenli aralıklarda olmayan, karın bölgesinin alt tarafına veya pelvis bölgesine (leğen kemiklerinin bulunduğu bölge) lokalize, ve 6 aydan daha uzun süren ağrı olarak tanımlanır. Çalışan, çalışmayan her kadın için ciddi rahatsızlık verici bir durumdur olup, kadınların yaklaşık %40’ında karşımıza çıkmaktadır. Hayatlarının herhangi bir döneminde karşılarına çıkan bu durumun tek bir nedeni mevcut değildir. Farklı nedenleri bulunan bu durum, kronik pelvik ağrının bir nedeni olarak ilk kez 1949 yılında tanımlanmıştır.

2- Vajinal varisler, neden oluşur?

vajinal varisler ve tedavisi

Gebelik, vajinal varislerin gelişimi açısından bir risk faktörüdür. Free-Photos / Pixabay

İlk kez 1857’li yıllarda Dr. Richet tarafından saptanan yumurtalık çevresindeki varisler ile aslında hikaye başlamıştır. Ovaryan (yumurtalık) varisleri artmış ovaryan (yumurtalık) aktiviteye bağlı olarak 100 katlara kadar artan Östradiol ve Östron hormonlarına bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmüş. Gerçekten de, hormon seviyelerinin belirgin olarak düşme gösterdiği menapoz veya hormon baskılanmasının yapıldığı dönemlerde varislerin düzelmesi, bu teoriyi de destekler niteliktedir.

Peki, sadece hormonlar mı etkili olmaktadır vajinal (vulvar) (vulvar varisler) varislerin gelişmesinde. Bu sorunun yanıtı, HAYIR’dır.

Pelvik olarak adlandırılan ve vajinal varislerin de içinde bulunduğu bu durumun nedenleri nelerdir?

  • Uterus’un (rahim) uygun olmayan pozisyonları (özellikle pelvik bölge toplardamar kan akışını bozan durumlar, kink),
  • Gebelik (hidrostatik basınç),
  • Dışarıdan pelvik toplardamarlara olan basılar (Nutcracker Sendromu)
  • Portal hipertansiyon,
  • İliak kompresyon (bası) sendromu (May Thurner Sendromu),
  • Inferior Vena Kava Sendromu

3- Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu belirtileri nelerdir?

Pelvik venöz konjesyon genellikle genç hastalarda karşımıza çıkar. Hastaların ortalama yaşları 20 – 30 arası olarak bildirilmektedir.

  • ağrı (sıklıkla künt yapıda, pelvik bölgede derinden hissedilen tarzdadır),
  • cinsel birleşme sırasında veya hemen sonrasında pelvis, vulva veya uyluk iç bölgelerinde ağrı hissedilmesi sık olarak karşımıza çıkan belirtilerdendir. Hastaların nerede ise tamamı, sabahları uyandıkları zaman kendilerini iyi hissederken, gün sonuna doğru yakınmalar ortaya çıkmaktadır.

Fizik muayenede ise en sık karşımıza çıkan bulgular; vulva, vajen veya kasık – uyluk iç bölgesinde gözlenen genişlemiş toplardamarlar diğer adıyla varislerdir.

4- Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu tanısı nasıl konulur?

Pelvik venöz konjesyon sendromu’nun ön tanısı, hastanın hikayesi ile fizik muayene sonucunda konulur. Bu aşamadan sonra, kesin tanı açısından yapılması gereken ilk test; non-invaziv görüntüleme yöntemi olan pelvik ultrasonografi’dir. Pelvik ultrasonografi sıklıkla iki şekilde yapılır; transabdominal (karın yolu ile) ve transvajinal (vajina yolu ile). Bu yöntem, pelvik venöz konjesyon sendromu tanısı için sıklıkla ilk olarak yapılan tanı yöntemidir. Benzer şekilde, bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) görüntüleme sayesinde de özellikle pelvik bölge içerisinde ileri derecede genişlemiş olan toplardamarlar incelenir, girişim için faydalı bilgiler elde edilir. Son yıllarda giderek artan oranda kullanılmaya başlanan bir diğer tanı yöntemi de kontrastlı (boya) manyetik rezonans (MR) venografi’dir.

Venografi yöntemi (toplardamar anjiografisi) ise; pelvik venöz konjesyon sendromu tanısı için altın standart niteliğindedir. Bu sayede, özellikle girişim planlanan hastalarda, oldukça detaylı toplardamar (venöz) yapısı ile ilgili bilgiler sağlanır, planlama yapılır.

5- Vajinal varisler ve tedavisi nasıl yapılır?

Vajinal varisler (özellikle pelvik venöz konjesyon sendromuna bağlı) tedavisi, hastanın yakınmalarının şiddetine ve hastalığın seyir hızına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Genellikle, ilk başlarda ve hafif şiddetli hastalık durumlarında basit ağrı kesiciler önerilmektedir. Psikoterapi, progestin, danazol, flebotonikler (venöz yetmezlik ve varis için kullanılan ilaçlar), gonadotropin hormon salan hormon agonistleri (GnRH agonistleri), steroid olmayan ağrı kesiciler ilk kullanılan ilaç ve tedavi yöntemlerindendir. Önerilen tüm ilaç ve tedavi yöntemlerinin, konusunda uzman bir hekim tarafından verilmesi ve yakın takip edilmesi gerekmektedir.

Daha ileri ve yukarıda bahsettiğim yöntemlere dirençli durumlarda ise; histerektomi – rahim (uterus) çıkarılması (tek ve/veya çift taraflı yumurtalık çıkarılması ile) gerekebilmektedir. Yine bahsettiğim bu yöntem içinde, konusunda uzman bir hekim tarafından bilgilendirilmeniz gerekmektedir. Ancak, unutulmaması gereken, histerektominin her zaman başarılı sonuçlanmadığıdır. Yapılmış olan çalışmalara göre histerektomi yapılan hastaların %33’ünde ağrının tamamen ortadan kalkmadığı ve yine %20 hastada ise pelvik venöz konjesyon sendromu’nun tekrarladığıdır.

İlk kez, 1993 yılında Dr. Edwards ve arkadaşlarının geliştirdiği transkateter emboloterapi – pelvik venöz embolizasyon (kateter yardımı ile embolizasyon) yöntemi sayesinde, pelvik venöz konjesyon sendromu tedavisinde yeni bir sayfa açılmıştır. Bu yöntem ile, tedavinin etkinliği artmış olup, gözlenen yan etki ve komplikasyonlar azalmıştır. Transkateter emboloterapi yöntemi ile tedavi için endikasyon; diğer tedavi seçeneklerine rağmen geçmeyen ve en az 6 ay süren kronik ağrının olmasıdır.

Pelvik venöz embolizasyon yönteminin uygulanamadığı durumlar;

  • aktif enfeksiyon durumu (bakteriyemi, pelvik inflammatuar hastalık),
  • kontrast (opak, boya) allerjisi,
  • ileri derecede pıhtılaşma bozukluğu bulunmaktadır.

Vajinal varisler ve tedavisi ile ilgili bu yazımı (vajinal varisler ve tedavisi) da okumanızı tavsiye ederim.

6- Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu tedavisinde pelvik venöz embolizasyon nasıl yapılır? Vajinal Varisler ve Tedavisi

Pelvik venöz konjesyon sendromu’nun günümüzde uygulanan kateter embolizasyonu yöntem ile tedavisi, minimal invaziv bir yöntem olup, anjiografi yöntemi ile yapılmaktadır.

Pelvik venöz konjesyon sendromu’nun kateter embolizasyonu için;

  1. Kateter ve tel,
  2. Embolik ajanlar,
  3. Tıkaçlar (coil) kullanılmaktadır.
vajinal varisler ve tedavisi

Vajinal varisler ve tedavisinde, pelvik venöz yetmezliğin tıkaç (coil) ile kapatılması.

İşlem sırasında, kontrast madde – iyod’lu (boya) verilerek toplardamar görüntüleri alınmakta, kateter tel üzerinden ilerletilmektedir. Daha sonra, pelvik venöz konjesyona neden olan toplardamar içerisine embolik ajan verilerek, toplardamarın büzüşmesi ve kapanması sağlanmaktadır. Daha büyük yapıya sahip toplardamarlar içinse, tıkaçlardan (coil) yararlanılmaktadır. Tıkaçlar, kateter yardımı ile kaçağın bulunduğu toplardamar içerisine yerleştirilmekte ve toplardamarın tıkanması sağlanmaktadır.

Pelvik Venöz Konjesyon Sendromu, kateter embolizasyonunun klinik başarısı oldukça yüksektir. 2006 yılında yapılan geniş ölçekli bir çalışma sonuçlarına göre (Kim et al.) ortalama 45 aylık takip süreleri sonunda, tedavi edilen hastaların %83’ün de klinik sonuçlar oldukça yüksek iken, %13’ünde ise belirgin bir düzelme saptamamıştır. %4 hastada ise klinik belirtiler daha da kötüleşmiştir.

Kateter embolizasyon işleminin komplikasyon oranları oldukça düşüktür. Karşımıza çıkan en önemli komplikasyon embolizasyon işlemi sırasında, tıkacın (coil) akciğer dolaşım sistemine (pulmoner dolaşım) olan migrasyonudur. Bu durum, çoğu zaman tıkacın yeniden yakalanması ile çözülmektedir. Bununla birlikte, komplikasyon oranı genel olarak %2’nin altındadır.

Pelvik venöz konjesyon sendromu’na bağlı olarak ortaya çıkan vulvar veya vajinal varislerin tedavisinde kateter embolizasyonu oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Sadece görsel olarak genişlemiş toplardamarların ortadan kaldırılması sağlanmış olmaz, aynı zamanda kronik ağrı sorunu da ortadan kaldırılmış olacaktır. Doğru hastanın seçimi, her tedavi yöntemi için oldukça önemli bir ayrıntıdır. Bu nedenle, detaylı olarak yapılacak pelvik ultrasonografi, pelvik venöz konjesyon sendromu tanısı için temel niteliktedir.

Evet, vajinal varisler ve tedavisi hakkında olan bu yazı da burada biter. Bu konu ile ilgili veya başka konular ile ilgili olarak, bana buradan kolaylıkla ulaşabilir ve yanıtını merakla beklediğiniz soruyu sorabilirsiniz. Ancak, sorunuzu sormadan önce lütfen bu yazımı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Doç. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

p.s.: Yazı görseli, www.freeimages.com adresinden alınmıştır.

Cevap Yaz