Varis ipuçları: Yoksa Varis Miyim?

Varis ipuçları: Yoksa Varis Miyim?

Varis ve toplardamar hastalıklarının tanısı her zaman kolaylıkla konulmaz. Ancak, çoğu zaman aslında bazı ipuçları vardır. İşte bugün, size bu ipuçlarından biraz bahsetmek istiyorum. Varis ipuçları nelerdir?

Toplardamarlarda Renk Değişikliği, Varis Başlangıcı Mı?

Sağlıklı toplardamarlar, yeşilimsi renkte olup, genellikle dışarıdan kolayca görülemezler. Varis ve toplardamar hastalığı durumunda bu doğal rengi kaybedip mavimsi – mor bir görünüm alırlar. Genellikle, rengin koyuluğu hastalığın süresi konusunda da bir fikir vermektedir. Çoğu zaman, dışarıdan da kolayca gözlenirler. Renk değişimi ve dışarıdan kolayca gözlenebilmelerinin nedeni, toplardamar içerisinde bulunan hassas yapıdaki kapakçıkların hastalık nedeni ile fonksiyonlarını kaybetmelerindendir. Bunun sonucunda da, toplardamarların içerisinde basınç artışı ortaya çıkar. Basınç artması ile beraber, toplardamar kan akımında bir yavaşlama olur. Artmış basınç nedeniyle toplardamar yapısında değişiklikler oluşur, toplardamar kalınlığı başta azalır daha sonra, giderek artar. Genişlemiş toplardamar içerisinde yavaşlamış kan akımı nedeniyle nerede ise kanın hiç akmadığı bölgeler ortaya çıkar.

Varis ile ilgili, daha detaylı bilgi için; bu yazımı (varis neden olur?) okumanızı öneririm.

Genişlemiş, Eğri – Büğrü Toplardamarlar:

Yukarıda da bahsettiğim gibi, toplardamarların içerisinde bulunan ince kapakçıkların bozulması nedeniyle ortaya çıkan artmış basınç asıl nedenidir. Toplardamarlar, atardamarlar gibi basınca karşı dayanıklı bir yapıya sahip değildirler. Bu nedenle ortaya çıkan bu anormal yüksek basınç karşısında, eğri – büğrü bir hal alıp, yüzeyde belirgin hale gelirler. varis ipuçları

Ödem:

Toplardamarlar, kanın bacaklardan kalbe getirilmesini sağlamakla kalmaz, lenf sistemi adı verilen hassas yapı ile bacaklarda gün sonunda daha belirgin olan doku içi sıvının ortadan kaldırılmasını da sağlarlar. Her iki sistem, doku içerisinde bir nevi sifon etkisi yaratarak, doku içerisinde biriken fazla sıvıyı, kan dolaşımına ulaştırırlar. Dolaşıma giren bu sıvı daha sonra böbrekler tarafından süzülerek, idrar olarak atılmaktadır. Varis ve toplardamar hastalıklarına bağlı ödem aslında tipik şekilde, gün sonunda daha belirgin hale gelmektedir. Çoğu hasta, sabah uyandıklarınd bacaklarının inanılmaz derecelerde iyi olduğunu, ancak öğleden sonra giderek kötüleştiğini belirtmektedirler. Bu gelişim hızı, aslında hastalığın şiddeti ile paralel olmaktadır. Ödem, ilk olarak ayak bileği çevresinde gözlenmeye başlar. Hastalarım, genellikle, ayak bileğinin dış tarafındaki çukurluğun düzleştiğini, yok olduğunu belirtirler. Daha ileri durumlarda ise, ödemle birlikte kahverengi renk değişimi de gözlenebilir.

Kaşıntı:

Kaşıntı, toplardamar ve varis hastalığında bazen ilk belirti olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ancak, kaşıntı biğer hastalıklar ile de sık gözlendiği için, ayırımı yapmak ve varis ile toplardamar hastalıkları ile ilişkendirebilmek çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Kaşıntı, genellikle ayak bileği seviyesinde iç tarafta gözlenir.

Ülser veya Yara:

Bu durum, varis ve toplardamar hastalığının genellikle ileri dönemlerinde karşımıza çıkmaktadır. Kaşıntı ile başlar ve daha sonra yaranın eklenmesi tipiktir. Genellikle kaşıntı gibi, ayak bileği iç tarafında yerleşir.

Bahsettiğim tüm durumların birlikte gözlenmesi çoğu zaman gerçekleşmemektedir. Ancak, bu durumlar genel olarak varis ve toplardamar hastalığı olan hastalarımın ortak yakınmalarıdır. Sizde de eğer benzer bulgulardan bazıları mevcutsa, en kısa zamanda bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına muayene olmanızı öneririm. Varis, sinsi bir hastalık olarak çoğu zaman seyreder ve ortaya çıktığı zaman ise tedavi seçenekleri diğer hastalıklarda olduğu gibi sınırlı olmaktadır.

Varis yarası ile ilgili olarak, daha detaylı bilgi için bu yazıyı (varis yarası belirtileri) okuyunuz.

Eğer, sizin de varis, ve damar sağlığınız ile ilgili sormak istedikleriniz varsa, bana buradan ulaşabilirsiniz. Ancak, sorunuzu sormadan önce, mutlaka bu yazımı okuyunuz.

Sağlıkla kalın…

Doç. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu

Cevap Yaz